İkinci Kısım - Tarım Devrimi - Fazla Dolu Hafıza- 7. Yazı

Tarım Devrimi kısmının ilk iki bölümü bitti. Geriye kaldı iki bölüm. İlk bölümde Tarım Devriminin aslında insanlar için çok da iyi olmadığını anlattı Harari, sonra tarım yapmanın, hayvan ve bitkileri evcilleştirmenin nasıl sonuçlandığını gördük. Kalabalık yaşam tarzının hayali düzenleri zorunlu kıldığını, İnsanların belli mitler oluşturarak bir arada iş birliği yapma motivasyonunu yakaladığını gördük.


7. Bölüme bir örnekle, futbol oyununu insanların iç güdüsü olmadığını kendi ürettiğimiz kurallarla bu işi başarabildiğimizi aktararak başlıyor.


Sayfa 127: “Bu kuralların ve fikirlerin hepsi hayalidir, ama herkes aynı hayali paylaşınca oyun oynanabilir hâle gelir.


….. 22 kişi değil de, binlerce hatta milyonlarca insanın katılımını gerektiren büyük işbirliği sistemleriyse devasa boyutlarda bilginin depolanmasını ve işlenmesini gerektirir, bu da tek bir insanın yapabileceğinden çok daha fazlasıdır.”


Harari, Arılar ve karıncaların da büyük topluluklar halinde yaşadığını ve DNA'larında biriken bilgileri kullanarak işbirliği yapabildiklerini anlatıyor. Ama topluluk halinde yaşayan insanlarda durum farklı.


Sayfa 128-129: “ … Sapiens’in toplumsal düzeni hayali olduğundan, insanlar bu tip kritik bilgileri sadece DNA'larını kopyalayarak ve genlerini sonraki nesillere aktararak koruyamazlar. Yasaları, gelenekleri, adetleri korumak için bilinçli bir çaba gerekir, aksi takdirde toplumsal düzen hızla çökebilir. Örneğin kral Hammurabi insanların üstün insanlar, sıradan insanlar ve köleler olarak ayrıldığını ilan etmişti. Bu doğal bir ayrım değildir, insan genomunda yeri yoktur. Eğer Babilliler bu “gerçeği” akıllarında tutamasalardı, toplumları yok olurdu.


İmparatorluklar devasa miktarda bilgi üretir. Yasalardan da öte, takasların ve vergilerin, askeri envanterlerin, ticaret gemilerinin, zaferlerin ve kutlamaların takvimlerinin hesabını tutmak zorundadır. Milyonlarca insan bilgiyi tek bir yerde, beyinlerinde depoladılar. Maalesef insan beyni bu şekilde imparatorluk büyüklüğünde bilgiler için yeterli bir depolama aracı değildir ve bunun üç sebebi vardır.


Birincisi elbette kapasite sorunudur.


İkincisi, insanlar öldüğünde beyinleri de onlarla birlikte ölür. Bir beyinde depolanmış tüm bilgi, bir yüz yıldan az sürede yok olacaktır. …… Avcı toplayıcıların aynı zamanda sayısı düzineleri bulan diğer grup üyelerinin düşüncelerini ve aralarındaki ilişkileri de akıllarında tutmaları gerekiyordu. …. evrimsel baskılar insan beynini çok ciddi miktarda botanik, zoolojik, topografik ve toplumsal bilgiyi depolayacak şekilde geliştirdi.


Tarım Devrimi’nin ardından* çok karmaşık toplumlar geliş­meye başladığında çok önemli ve yeni bir bilgi türü ortaya çıktı: sayı­lar. Avcı toplayıcılar büyük miktarda matematiksel veriyi saklama gere­ği duymamışlardı. Hiçbir avcı toplayıcının, mesela ormandaki her ağaçta kaç meyve olduğunu bilmesi gerekmiyordu. Bu yüzden insanların beyni sayıları depolayıp işlemek üzerine gelişmemişti. Ancak büyük bir krallığı idare etmek için sayılar hayati önem taşıyordu; yasalar çıkarmak ve koruyucu tanrılar hakkında hikayeler anlatmak yeterli değildi, vergilerin de toplanması gerekiyordu. Yüz binlerce kişilik bir nüfusu vergilendirmek için insanların meslekleri ve gelirleri hakkında bilgi toplamak; yapılmış ödemeleri, bakiyeleri, borçları ve cezaları, indirimleri ve istisnaları belirlemek gerekiyordu. (* Kitapta bu kelime hemen öncesinde diye yanlış olarak çevrilmiş)


Sayfa 130: “MÖ 3500’le 3000 yılları arasında adlarını bilmediğimiz bazı Sümerli dehalar, bilgileri beyinleri dışında bir yerde tutmak ve işlemek için, özellikle de büyük miktarda matematiksel veri için uygun bir sistem icat ettiler. Sümerler böylece toplumsal düzenlerini insan beyninin sınırlarından kurtarıp büyük şehirlerin, krallıkların ve imparatorlukların önünü açmış oldular. Sümerler tarafından yaratılmış bu veri işleme sistemine “yazı” diyoruz.”


Sayının da, yazının da ortaya çıkmasında çok fazla bilginin kaydedilmesi ihtiyacı etkili olmuş. Sayılarla arası iyi olmayan çok sayıda insan olmamasının sebebi insanlık tarihini çok uzun dönemi hesap yapmaya ihtiyacımızın olmaması. Aslında günlük hayatta da alış veriş yapmak zorunda kalmasak çok da hesap kitap bilmeden çok rahat hayatımıza devam edebiliriz. Matematik özel bir yetenek. Tüm insanlarda yaygın olmamasının bir sebebi var. Nasıl herkes doğuştan iyi müzik, resim yapamıyorsa matematik de öyle bir yetenek.


İmza Kushim


Bu bölümde kullanılan en eski yazıyı aktarıyor Harari, Bir amaca hizmet eden notlar şeklinde. Bugün anladığımız anlamda bir yazı dili değil. Tam bir yazı dili her şeyi anlatmayı sağlıyor. Sadece hesap kitap, matematik yada müzik notası gibi değil, bunlara kısmi yazı deniyor. Tam yazı dilinde şiir de söylenebiliyor, roman da yazılabiliyor. İlk yazılar daha çok sahip olunan şeylerin envanteri için dönemin vergi memurları tarafından tutulan notlar şeklinde. Güney Amerika'da And'larda İpin kullanıldığı farklı bir dil olan quipuları ilginç bir örnek olarak gösteriyor.


Bürokrasinin Harikaları


Safta 134: “Eninde sonunda Mezopotamyalılar sıkıcı matematiksel verilerden daha fazlasını yazmaya ihtiyaç duydular. MÖ 3000’le 2500 yılları arasında, Sümer yazı sistemine giderek daha fazla işaret eklendi ve zamanla yazı bizim bugün çivi yazısı adını verdiğimiz şeye dönüştü. MÖ 2500’de çivi yazısını krallar emirler yayınlamak, rahipler kehanetlerde bulunmak, sı­radan insanlar da kişisel mektuplar yazmak için kullanıyordu. Aşağı yukarı aynı tarihte Mısırlılar hiyeroglif olarak bilinen başka bir tam yazı sistemi geliştirdiler. Diğer tam yazı sistemleri de MÖ 1200 civarında Çin’de ve MÖ 1000-500 yılları arasında Orta Amerika’da geliştirildi.


Tam yazılar bu ilk merkezlerden yayılarak yeni biçimler ve yeni gö­revler edindiler. İnsanlar şiir, tarih kitapları, aşk hikayeleri, dramalar, kehanetler ve yemek kitapları yazmaya başladılar. Yine de yazmanın en önemli işlevi hâlâ matematiksel veriyi kayıt altına almaktı ve bu da özellikle kısmi yazıların ayrıcalığı olarak kaldı. Eski Ahit, Yunanların İlyada’sı, Hinduların Mahabharata’sı ve Budistlerin Tipitika’sı hayatlarına sözlü eserler olarak başladı, nesiller boyunca kulaktan kulağa aktarılarak geldi ve yazı hiç icat edilmemiş olsaydı da yaşayacaklardı.


Yazıyı keşfetmek sadece bir başlangıç. Arşivleme, kataloglama, yazılı kayıtları bulma gibi bürokratik işler yazının keşfinin doğal sonuçları oldu.


Sayfa 135: “Sümer’i, firavunlar dönemi Mısır’ı, eski Çin’i ve İnka İmparatorluğu’nu diğerlerinden ayıran şey bu kültürlerin arşiv, kataloglama ve yazılı kayıtları tarama tekniklerini de geliştirmiş olmalarıydı. Bu ülkelerde ayrıca katipler, yazıcılar, kütüphaneciler ve muhasebeciler için okullar da kurulmuştu.”


Sayfa 137: Yazının insanlık tarihine en önemli katkısı şudur: yavaş yavaş insanların düşünme ve dünyaya bakış biçimlerini değiştirmiştir. Özgür düşünce ve bütüncül bakış, yerini bürokrasiye ve sınıflandırmaya bırakmıştır.”


Bu tespit sıradan insan için de geçerli mi? Geçerli olması gerekir mi? Aslına bakacak olursak sıradan insanların devlet tarafından biçimlendirildiğini en iyi göstergesi bu olmalı. Ne tür bir devlette olduğumuza göre bizler de o şekilde biçimleniyoruz. Sanki bir kavram karmaşası var burada. Özgür düşünce ve bütüncül bakış bireysel bir konu mu toplumsal bir konu mu? Bürokrasi kesinlikle toplumsal ama ya sınıflandırma. Bizler büyük devletler kurmadan önce de, yazıyı bulmadan önce de sınıflandırma yapan canlılardık. Bu konu üstünde biraz daha durmak gerekiyor.


Rakamların Dili


Harari, 9 yy. da rakamların bulunuşunu bir milat olarak aktarıyor, Hindistan'da ortaya çıkan, Araplar aracılığı ile Avrupa'ya aktarılan rakamlar modern matematik dilinin oluşmasını sağlıyor.


Sayfa 138:İnsan bilincinin hizmetçisi olarak doğan yazı, giderek insanın sahibi hâline geldi.


Yapay zekaların insanların hayatını nasıl etkilediğini ve ilerde de etkileyeceğini biliyoruz. İlerde bir çok insan işini onların yapacağı malum.


Bu şekilde kitaptaki kısa bölümlerden birisini bitirmiş olduk. İnsanın sahip olduğu bilgiyi kaydetmesi ve bunu sınıflandırmasını inceledik. Sonraki bölüm “Tarihte Adalet Yoktur”. Bu bölümde de toplumların nasıl adaletsiz bir sistemi üretip bunu devam ettirdiğini göreceğiz. Fakirin fakir doğması ve o şekilde hayatına devam etmesi yada zencilerin üstüne atılmış yafta ile hayatlarına devam etmeleri yada kadınların erkeklerden aşağıda olduğuna dair yanlış inancın etkileri. Sonraki bölümde devam edeceğiz.