Sosyoloji Bölümünde 2. ve 3. Hafta ve Nüfus ve Toplum Dersinden Notlar

Kısaca 2. ve 3. haftada neler olduğunu yazayım. Maalesef derslerin yarısının canlı anlatım yoktu. 29 Ekim dolayısı ile dersler iptal edildi ve sonraki haftaya kaldı. Ben bütün derslerin 2. ünitesini okumuştum zaten. Diğer dersler 3. üniteye geçtiğinde o dersler 2 de kalmış olacak ama çok da önemli değil.


Psikoloji dersi hariç ilk hafta iyi geçmişti. Hocalar dersleri akıcı bir şekilde anlatıyorlar. Ellerinden geldiği kadar da sorulara cevap veriyorlar. Zaman yetersizliğinden dolayı veremediklerinde de mail atabilirsiniz dediler. Her şey harika. Sadece derslerin kontenjanlı olması ve kısa olması sorunu var. Anladığım kadarı ile aynı anda bir çok dersin canlı anlatımı var bu da organize etmesi güç bir iş olmalı. Her neyse dersler biraz daha uzun olsa harika olurdu.


Bu hafta 3. haftaya geçtik. Sosyal Bilimlerde Temel Kavramlar dersinin 3. ünitesi aynen 2. ünitesinde olduğu gibi sıkıntılı. Sanırım bu ders biraz iş olsun diye yazılmış ünitelerle dolu. Sert bir eleştiri oldu ama öyle. Kültür konusu iyiydi yada belki o da sorunluydu ama ben kültür ile ahkam kesecek kadar kendimi yeterli hissetmiyorum o yüzden de bana sorun yokmuş gibi geldi. Din ile ilgili ise sayfalarca yazabilirim. Çok kafa yorduğum bir konu. Çok da uzun uzun sayfalarca eleştiri yazmak istemiyorum. Kısaca şunu söylemeliyim ki ünitenin yazarının dindar olması ünitenin tamamında etkisini göstermiş. Din konusuna bir sosyal bilim kavramı açısından bakmak yerine (aslında elinden geldiğince nesnel olmaya çalışmış ama yeterli olmamış) dinin ortaya çıkış konusuna kafayı takmış. Her bulduğu fırsatta bunu dille getirmiş.


Bakalım sonraki ünite nasıl, daha 4. üniteleri okumaya başlamadım. Bu hafta sonu okumaya başlayacağım. Zaman çok hızlı geçiyor. Yetişme telaşına giriyorum. Okunması gereken çok şey var. Bir yandan derslerin üniteleri bir yandan ödev olarak addettiğim yazıların yazılması için yaptığım okumalar, bir yandan açık kapatmak adına yaptığım okumalar... Kesinlikle zaman yetmiyor. Yapacak bir şey yok hamama giren terler.


Sadece Sosyolojiye Giriş dersinin etkinliklerine yazı yazdığımı fark ettim. Diğer derslerden kitabın organizasyonu bu şekilde olan, "Nüfus ve Toplum" dersi ve "Sosyal Bilimlerde Temel Kavramlar" dersleri de var. Bu iki derste istenen Anlat/Paylaş yada İlişkilendir etkinlikleri çok ilgimi çekmedi sanırım. Bu yüzden geriye dönük olarak bir daha baktım. Meğer Nüfus ve Toplum dersinin ilk ünitesinin 3. Anlat/Paylaş etkinliğindeki şu görev dikkatimden kaçmış. Doğurganlık eğilimlerine ilişkin teoriler hakkında kafa yorun diyor. Benim de aklıma sık sık takılan bir konudur. Neden maddi durumu kötü olan insanlar daha çok çok yapar. Arada bir arkadaşlarla da bu konuyu tartışırız. Kendimce fikirlerim var ama bir de bu işin kökenini öğrenerek tartışmak daha iyi olacak. Bu fırsatı değerlendirip bu konu hakkında da bir yazı yazarım herhalde.


Sosyolojide Araştırma Yöntemleri Dersinin 3. ünitesini okurken bir şey kafama takıldı. Ben de Temmuz Hanıma (bu arada harika bir isim) mail attım. Nitel Yöntem'le ilgili kafama oturmayan bir şey vardı. güvenirlikle ilgili bir şeyi yanlış anlamışım. Aslında yorumlayıcı yaklaşımı toptan anlayamadığımı hissediyorum. Toplumsal Düzen'le ilgili yazıyı yazınca anladım bunu. O yazıyı yazarken de çok zorlanmıştım. İnsanın bir şeye anlam atfetmesi ile ilgili ön hazırlığımın olmaması sebep olmuştu sanırım buna. Yani bir şeye anlam yüklemekle ilgili biraz kafa yormam gerekiyor.


Son olarak Psikoloji 3. ünite ne kadar teknik bir konuyu işliyor. Anlamak da çok zorlanıyorum. Bir sosyolog olarak psikolojinin bilinmesi gerektiğine inanıyorum ama işin anatomisini bu kadar detaylı bilmek ne kadar gerekli bilemiyorum.




 

Hafta sonu telafi dersi yapılacağını söylemiştim. Nüfus ve Toplum ve Psikoloji derslerinin telafisi yapıldı. Psikoloji'den artık bir beklentim kalmadı. Canlı dersleri dinlemenin olumlu katkısı olması beklentim artık yok. Nüfus ve Toplum dersi Filiz Hanım'ın akıcı sunum tarzıyla çok faydalı oluyor. 3. üniteyi okurken bir kaç noktayı not etmiştim sorma fırsatı buldum.


Nüfus çok önemli. Birçok konunun bazen sebebi bazen de sonucu. En başta geri kalmışlığının hem sebebi hem sonucu. Su yüzden bir sosyolog adayı olarak bu nüfus konusunu iyi kavramam gerektiğini düşünüyorum.


3. ünitede önce "Demografik Geçiş Kuramı" anlatılıyor ardından da Caldwell'in Refah Akışı Teorisini anlatıyor.

"Demografik geçiş kuramı, modernleşme sürecinde ulusların yüksek doğurganlık ve ölümlülük düzeylerinden alçak doğurganlık ve ölümlülük düzeylerine geçişlerinin kaçınılmaz olduğunu ileri sürer ve bu değişimin nedenleri ve sonuçlarını tartışır."
"Bu kurama göre, birinci evrede yüksek kaba doğum hızı ve yüksek kaba ölüm hızı vardır; ikinci evrede birdenbire düşen kaba ölüm hızına daha yavaş seyirle düşen bir doğum hızı eşlik etmektedir; üçüncü evrede ise birbirine çok yakın seyreden düşük kaba doğum hızıyla düşük kaba ölüm hızı söz konusudur." Sayfa 89-90

Demografik Geçiş Teorisi bir süreci anlatıyor. Belki doğru, belki yanlış, belki eksik, belki tam ama Avrupa'da yaşanan bir sürecin sunumu gibi algıladım ben. Bu ünitede anlatılanlardan bir durum tespiti yapıldığını ama sebeplerinin ne olduğuna çok detaylı şekilde inilmediğini gördüm. Doğurganlığın sebebini açıklayan teorilerden Caldwell'in ki oldukça makul duruyordu.


"Bu teori, çekirdek ailenin “duygusal” yapısının düşük doğurganlık için çok önemli olduğu anlayışına dayanmaktadır.
Caldwell, bunun, büyük oranda nesiller arası zenginlik ve hizmet akışının yönüne bağlı olduğunu kaydetti. Eğer çocuklardan ebeveynlerine refah akışı söz konusu ise ebeveynler büyük ailelere sahip olmak isteyecektir. Refah akışının ebeveynlerden çocuklara olduğu modern toplumlarda, küçük aileler olacaktır ya da belki de aileler çocuk istemeyecektir." Sayfa 100

Bu teori o kadar akılcı ki nasıl oluyor da ülkemiz için bu süreç geçerli olmuyor diye düşünüyorum ve o anda aklıma şu soru geliyor: Neden insanlar bakabileceğinden fazla çocuğa sahip oluyorlar?


Refah Akışı Teorisi olayı rasyonel olarak çok güzel açıklıyor ama insanların rasyonel olmadıklarını hesaba katmıyor. Özellikle ülkemizde insanların neyi, niye yaptıklarını anlamak çok güç. Rasyonel olmayan o kadar çok şeye şahit oluyoruz ki insan bazen şok geçiriyor. Yok canım bu kadar da olmaz dedikçe o kadar da oluyor. Artık şaşırmaktan vazgeçtim.


Benim gibi düşünen bir başka bilim insanı bu konu hakkında benzer bir şeyi söylemiş. Sayfa 103'de Leibenstein'in tespitlerini görünce anlıyorum.


Leibenstein’a göre, gelişmekte olan yoksul ülkelerin insanları gelişmiş ülkelerin insanlarına kıyasla nispeten daha az rasyoneldirler. Ne gebelik önleyici araçlara erişimleri vardır ne de doğum kontrol yöntemlerine aşinadırlar ve bunların önemine aldırış etmezler. Cinselliğe ve üremeye de aynı temelde yaklaşırlar.
Ebeveynlerin çocuklarından elde ettikleri üç yarar söz konusudur: Çocuğun “değeri” çocuğun aile çiftliğine veya işine emek katkısını ve ebeveynlerin yaşlılığında çocuğun desteğine bağımlılıkları gibi parasal düşünceleri kapsar.
“Değer” aynı zamanda çocuğun bir sevgi varlığı, aile adı taşıyıcısı, aile varlığının varisi ve erkekliğin kanıtı olması gibi daha soyut kavramları da içerir. Bu değerler herhangi bir toplumda önemli olma eğilimindedirler ve böylece ödül işlevi her zaman olumlu bir değere sahiptir. Bu durum başka kişisel tatmin yollarının var olmadığı yoksul toplumlar için özellikle önemlidir. Sayfa 103

Doğurganlıkla ile ilgili iki farklı teorinin sahipleri
Harvey Leibenstein ve Jack Caldwell

Bu uzun alıntı aslında aklımdaki sorulara bir nebze olsun cevap vermiş oluyor. Neden tam anlamıyla cevap değil çünkü konunun bir yönüne cevap veriyor ama benim asıl takıldığım noktayı yanıtlamıyor.


Neden insanlar bakabileceğinden fazla çocuğa sahip oluyorlar?


Eğitim seviyesini anlıyorum. Özellikle kadınların eğitim seviyesi yükseldikçe daha az doğum yapmaları arasındaki ilişki ortada. Cahil olma da var işin içinde eğitim arttıkça ekonomik açıdan çocuğun yükü de var. Yani eğitimli kadın iş hayatına atıldığı için zamanını çocuk bakarak geçirmek yerine para kazanarak geçirmeyi tercih ediyor. Bu da çok akılcı bir cevap.


Anlamakta zorlandığım noktanın yazdıkça şu olduğunu görmeye başladım. Asıl çözemediğim insanlar nasıl oluyor da bu kadar irrasyonel olabiliyor? Yada insanlar nasıl oluyor da yaşarken aklını kullanmadan hayatlarına devam edebiliyor?


Asıl anlayamadığım bu? Eğitim görmüş birisi olarak, bir aşamayı geçmiş birisi olarak bir noktayı görmem ve algılamam çok zor oluyor. Bunları kibirli bir bakış açısıyla, üstten bir bakışla yazmıyorum. Amacım ben bilgiliyim, akıllıyım, görgülüyüm vb. diyerek eğitimsiz insanları aşağılamak değil. Tam olarak anlamaya çalışıyorum, İnsanlar yanlışla doğruyu nasıl ayırt edemezler, neden ayırt edemezler? Nasıl olur da 4-5 çocuk sahibi olduğunda onlara doğru dürüst bir gelecek sunamayacaklarını göremezler?


Sanırım aynı hatayı burada da yapıyorum. Kendi bakış açımın diğer insanlarda da olması gerektiği gibi bir bakış hatası su. Onlar için 4-5 çocuk sahibi olmanın anlamı belli ki bende yüklü değil. Benim çocuk sahibi olmaya verdiğim anlamla onların ki aynı değil. Her neyse belli ki bana göre akılcı olmayan onlara göre akılcı. Bana göre doğru olmayan onlara göre doğru.


Gereken ilgiyi, eğitimi, özeni alamayan çocukları gördükçe üzülüyorum. Neticede çıkış noktam çok öznel. Çok benimle ilgili. Bir çocuğun bu dünyaya geldiği andan itibaren çok anlamlı olduğunu, değerli olduğunu düşünüyorum. Belki de abartıyorum. Belki de insan dediğimiz canlı o kadar da gözde büyütülecek bir canlı türü değildir.


Böyle söylüyorum ama şunu da biliyorum, ben dünyaya gelen her çocuğun en iyiyi hak ettiğini düşünmekten vazgeçmeyeceğim.