Sosyal Bilimler Neden Yavaş?

Son zamanlarda okuduklarım bir tespit yapmama yol açtı. Aslında bir huzursuzluk içindeydim ve sanırım bunun sebebini buldum.


Sosyal Bilimlerin gerçekten bir bilim olup olmadığı ile ilgili kafamdaki soru işaretlerini çözmeye yönelik okumalar yapıyorum. Kimyager olmam, yıllarca doğa bilimlerin basit ve rahat düzeni içinde yetişmem dolayısı ile kafam çok rahattı. Bir bilgi üretmek için deney yapmak, gözlem yapmak ve ortaya attığın hipotezi kanıtlamak çok kolaydı. Eline elmayı alıp bırakıyordun ve yere düşüyordu ve sende bunun sebebini açıklıyordun. O kadar kolaydı ki. Kimse de karşı çıkmıyordu yada karşı çıksa bile geçerli sebeplerini ortaya koyuyor ve bu dediğin yanlış doğrusu şu deyip kanıtlarını ortaya koyuyordu ve bizler de bak işin bu boyutu da varmış deyip yeni bilgiyi kabul ediyorduk. Yani doğa bilimleri bu yüzden basit ve rahattı. Çünkü kanıtlara dayalı idi, her zaman her yerde kim yaparsa yapsın hep aynı sonuca ulaşabiliyorduk. Tam sonuç olmasa bile hangi olasılıkla bir sonuca ulaşacağımıza dair bir kestirimimiz oluyordu. Olasılık dahi olsa en azından bu olasılığı hesaplayabiliyorduk.


Yıllarca bu kafa ile yetişmiş bir kişi olarak. Bilgi üretmenin kolaylığına alışmış bir kişi olarak sosyal bilimlerde bilgi nasıl üretiliyor diye çok merakla daldım işe. İlk olarak doğa bilimlerine nazaran çok genç olan bir bilim dalı olduğunu gördüm. 1800 yıllara dayanan kökenleri ile fizik, kimya, biyoloji gibi binlerce yıllık birikime sahip bilim dalları ile kıyaslamak mümkün değildi.


Bilim merakla başlıyor. Bir şeyler yaşıyoruz, bir şeyler gözlüyoruz ve buna neyin sebep olduğunu öğrenmek istiyoruz. Tekrar aynı basitlik devrede. Bir taş düşüyor yere ve neden bir kuş gibi uçup gitmediğini merak ediyoruz ve teoriler üretiyoruz. Maddelerin bir birini sevdiğini iddia ediyoruz ve bir çözüm üretiyoruz., doğru yada yanlış ama bir uğraşımız var Peki aynı şeyi neden sosyal bilimlerde yapmadık? Yada yaptık ama buna bir bilim olarak bakamadık? Mesela insanlar neden suç işler diye merak ettik ve buna cevaplar aradık. Cevap olarak bir şeyler söyledik. İnsan kötüdür dedik, insan ahlaksızdır dedik ve geçtik. Fizikçiler gibi devam edemedik. Yani bulduğumuz cevap bize yetti. Daha ötesini araştırma ihtiyacı hissetmedik.


Aynen din gibi. Cevabı bir kez buldun mu devam etme motivasyonun da gidiyor. Hatta bulduğun cevabın yanlış olma ihtimalini bile ortadan kaldırıyorsun. Sorgulama ihtimalini bile ortadan kaldırıyorsun. Bir cevap bulup da onun yanlış olduğunu görmek bir doğa bilimciyi rahatsız etmiyor mu? Ortaya attığı teorinin yanlış olma ihtimalini doğa bilimci bilmiyor mu? Sanırım fark burada. Doğa bilimci önyargı ile yola çıkmıyor. Bir şeyler gözlüyor ve gözleminin cevabını bulmaya çalışıyor. Ortada kişisel görüşleri yok. Amaç gözlemlediği şeyin altında yatan sebebi bulmak. Sosyal bilimci bunu yapamıyor mu? Yani gözlemlediği şeyin altında yatan sebebi bulmaya çalışmıyor mu?


Sanırım farenin labirentte olması ve labirentte olduğunu bilmemesi sosyal bilimcilerin durumunu yansıtıyor. İnceleme alanı kendisi olduğu için kendisini kendisinden soyutlayamıyor. Yada soyutlaması gerektiğini çok geç fark etmiş. 1800 yıllara kadar fark edememiş. Fark ettikten sonra ne olmuş? İnceleme alanı insan, insan ise bilinç sahibi bir canlı. Bu sebeple bir fizikçi, kimyacı gibi olması mümkün değil. Gözlemlediği ve teori üretmeye çalıştığı şey değişken. Biraz differansiyele benziyor. Değişen şeylerin fiziğini yapmak için Newton yeni bir matematik icat etmişti. Sosyal Bilimlerin bir türev ve integral algısına ihtiyacı var.


Türev değişimi ölçmek için özellikle bir şeyin zamana karşı değişimini ölçmek için kullanılıyor, integral ise biriken değişimin miktarını bulmak için kullanılıyor. Doğada yaptığımız her gözlemi matematiksel olarak ifade etmemize yarayan iki araç türev ve integral. Benim matematik seviyem bu ikisini anlamaya yetiyor. Daha ötesi de var ama benim kafam bu kadarına basıyor. Yani bir gözlem yapıyorum ve bu gözlediğim şey zamanla değişiyorsa bir düzen bulmam gerekiyor. Kısacası bu yöntemler sayesinde gözlemlediğim şey değişse bile formüle edebiliyorum. İnsanlar da değişiyor peki bu değişimi nasıl ifade edeceğim?


Diyeli suç işleyen bir kişinin neden bu işi yaptığını merak ediyorum ve açıklamak istiyorum. Ne yapmam gerek? Özel olarak o kişi için neden suça bulaştığını bulmak için bütün parametreleri ortaya koymam ve bunlar arasında onu suçlu hale getirenleri tespit etmem gerek değil mi? Diyelim parasızlık, ailesinin kötü muamelesi, genetik yatkınlık, dikkat çekme isteği, kendini daha iyi hissetme ihtiyacı vs... saymakla bitmez. Bulduğum sonuçları bir rapor haline getirip yazdım. Ne oldu şimdi? Bulduğum bu şeyler bütün insanlar için geçerli mi? Maalesef hayır. O kişinin suç işlemesine yol açan her ne ise bir başkası için tamamen farklı bir şey olabilir.


Fizikte, kimyada bunun karşılığı var mı? Yani ben bir olayı açıklamak için tüm verileri topluyorum ve bir sebep sonuç ilişkisi bağlamında ortaya koyuyorum ve bu bulduğum şeyi benzer bir duruma yansıtmak istediğimde işe yaramıyor. Bu durum var mı doğa bilimlerinde? Yani bulduğum kural "A" olayı için geçerli ama "B" olayı için geçerli değil durumunu yaşıyor muyum? Mesela hava olaylar için düşünelim. Tüm verileri topluyorum ve hava sıcaklığını tahmin etmeye çalışıyorum bu mümkün mü? Çok büyük olasılıkla tutturabiliyoruz ama hangi hassasiyetle? Yarın hava 18-19 C olacak diyorum ama kesin olarak 18,3 C olacak diyemiyorum. Bir aralık veriyorum. Bu da bana yetiyor değil mi? Bilimin de bir sınırı olduğunu biliyorum neticede. Yada daha basit bir örnek. Kaç kg olduğumu öğrenmek istiyorum ve tartı aletine çıkıyorum. 95 kg yazıyor. Peki ama 94,6 mıyım, 95,4 müyüm? 95 kg olduğumu bilmek bana yetiyorsa sorun yok ama ya da detaylı bilgiye ihtiyacım varsa o zaman daha hassa bir tartı aletine çıkmam lazım. Diyelim elmas almak istiyorum tartı aletine koydum 3 gr. diyor kaç para ödeyeceğim? Ya 2,51 gramsa ne olacak? Yada 3,49 gramsa? Elmasın gram fiyatı belli. 2,51 ile 3,49 arasında neredeyse 1 gram fark var. O zaman ölçmek, bulmak, anlam vermek istediğim şey doğa bilimlerinde de olsa bir ölçüm aletinin hassasiyeti ölçeğinde doğru oluyor.


Gerçi bu ölçümün hassasiyeti konusu ile ilgili ama sosyal bilimlerde ölçümlerimiz, (topladığımız veriler, gözlemler vs) ne kadar hassas olursa olsun "A" kişisi içi yaptığımız tespitlerin"B" kişisi için geçerli olmaması durumu başka bir şeyle ilgili. Hava olayında diyelim ki 3 parametre belirledim ve bu parametrelere göre tahminde bulunacağım. Nem, sıcaklık, basınç gibi 3 parametre için ölçüm yapıp bu değerlerin sınırlarını belirleyip, bir sonraki benzer şartlarda hava sıcaklığının kaç derece olacağını tespit edebilirim. Belki hassasiyetim konusunda sorun olabilir ama neticede +/- bir sınır içindeki sapma ile yaklaşık bir sonuç veririm. Yani yarın hava 15 C olacak dersem en fazla 13 ila 17 arasında bir sonuç beklerim ama 35 C beklemem, yada -4 C. Aynı durumu suçlu örneğinde yapmak istesek.


Diyelim ki suç işleyen insanların bir profilini çıkartsam ve bazı parametreler elde etsem. Ekonomik, kültürel, psikolojik vs incelemeler sonucunda suç ile bu parametreler arasında bir bağlantı kursam. Bu işe yaramaz mı? Diyelim eğitim düzeyi için bir parametre, parasızlık için bir, aile geçmişi için başka bir parametre. Bu veriler alt alta yazıldığında en çok suça bulaşma riski olan insanları tespit edemez miyim? Bütün bu çalışma sonucunda bile bu parametrelere uyan ama suç işlemeyen yada bu parametrelere uymadığı halde suç işleyen kişiler olmaz mı? Tecrübelerim ve sağduyum mutlaka istisnaların olacağını söylüyor ama bu istisnalar doğa bilimlerinde de yok mu? Diyelim yarın yağmur yağacak dedikleri halde yağmur yağmayan gün olmuyor mu? Her zaman hesap edilemeyen bir ekstra durum olma olasılığı vardır.


Bu kadar şey yazdım ama bu yazıyı yazmaya başlarken hedeflediğim konuya gelemedim. Asıl derdimi yazamadım.


Sosyal Bilimlerin bilgi birikim hızı neden bu kadar yavaş? Aslında yukarıda tartıştığım konu ile ilgili ama asıl söylemek istediğim şeye geleyim. Makaleler okuyorum. Bir konu ile ilgili yazılmış bilgiye ulaşmaya çalışıyorum. O kadar çok referans var ki? Kendisini vereceği bir bilgi için önceden tespiti yapılmış 100 konuya atıfta bulunuyor. Neden? Neden bir şeyi anlatmak için kendisine 100 şahit arıyor? Fıkra gibi bir durum değil mi? Ben bir araba kazasına şahit oluyorum ve bunu çevremdekilere söylüyorum. Bana soruyorlar, anlar olay nasıl oldu? Soldan bir araba hızla geldi, yan yoldan çıkan araba onu görmedi ve vurdu diyorum. Ama beni dinleyenleri ikna edemiyorum. Diyorum ki bakın benden önce şu adam da oradaydı o da gördü olayı, gidip ondan bilgi alıp onun gördüklerini de anlatıyorum sonra o da yetmiyor ne malum onun doğru gördüğü diyorlar ben de bunun üzerine bu kazaya benzer kazaların nasıl olduğunu buluyorum ve bakın diyorum buna benzer durumlardq şöyle kazalar olmuş ve orada da buna benzer hasarlar yaşanmış, o da yetmiyor.... her neyse uzatmayayım. Okuduğum yazılarda sürekli bir şahit gösterme, delil gösterme derdi görüyorum. Tamam literatür taraması, önceki bilginin tespiti vs gerekli de yol katedemiyoruz bir türlü. Sürekli önceki bilgilerin tamamı üstüne biraz da bu bilgi.


Bazı bilgilerin artık her seferinde yazılmaması, okuyucunun bu bilgileri zaten bildiğinin kabul gerekmiyor mu? Bu güvensizlik niye? Neden her dediğime 100'lerce şahit bulmak zorunda hissediyorum kendimi? Neden her seferinde Amerikayı bir kez daha keşfedip zaman kaybediyorum? Şu an yolun çok başındayım ve cahil cürreti içinde olma ihtimalim çok yüksek ama bu tespiti yazmak istedim. Yıllar sonra dönüp baktığımda bunları yazdığım için kendime kıza da bilirim. Ama bir kendini ispat çabası gördüğümü söylemesem olmazdı. Belki hala sayısalcı kafası ile yol alıyorum. Belki daha hızlı olmaya yönelik bir içgüdü ile hareket ediyorum ama durum bu.


Sosyal bilimlerin kendine has bir hızı var. Çok sakin. Ama böyle olmak zorunda mı bilemiyorum.


Başkasını Gördüğümüze İkna Etmek Bu Kadar Zor Olmamalı
Kazaya Şahit Olmak