top of page

Postmarksizm ve Radikal Demokrasi Konusunun Düşündürttükleri

Postmarksizm ünitesi benim bir konuyu görmemi sağladı. Türkiye için 20 yıldır ekonomi bu kadar kötü olduğu halde neden hükümet değişmiyor diye sorduğum soruya Laclau ve Mouffe bir cevap vermişler. Çünkü insanlar kendilerini sınıfsal olarak tanımlamıyorlar. Yani ben işçiyim demiyor kimse. Bu tespiti yapmak zor değil. Burada kritik nokta  insanların sadece ekonomik eşitsizlik  değil kültürel ve siyasal eşitsizlik yaşaması durumu. 


Cumhuriyeti, aydınlanmayı, batılılaşmayı, medenileşmeyi artık adına ne derseniz deyin kabul etmeyen çok büyük bir kesim var. Bu grubun yaşadığı yada daha doğrusu algıladığı ve hissetiği şey kültürel eşitsizlik. Yani 70 yıl devlet onlara bir kültür dayatttı ve bu insanlar bir şekilde bu kültürü kabul etmedi. Kabul etmediği gibi kendilerini eşitsiz konumda buldular. 


Sonuç olarak, tüm hırsızlıklara, rüşvetlere, adam kayırmaya, ahlaksızlıklara rağmen yine de desteklerini çekmemelerinin arkasında bu kültürel ve siyasal eşitsizliğin yansıması var. Muhalefetin ekonomi ile ilgili, rüşvetle ilgili yada daha doğrusu makul her insanın yapacağı konularla ilgili siyaset yaptığı halde işe yaramamasının sebebi bu.


Sayfa 154

 

Toplumdaki çatışma ilişkileri deyince Türkiye ölçeğinde aklımıza ne geliyor? Sanırım ilk olarak Kürt sorunu, sonra da din sorunu, belki bunlardan sonra ekonomi. 

Kürtler kültürel olarak tanınmak istiyorlar. Haksızlığa ve ayrımcılığa uğradıklarını düşünüyorlar. Din ise başka bir konu. Türkiye'de bir çok insan müslümanlığını yaşayamadığını düşünüyor. Bir çok insan dindarlığını yaşayamadığını düşünüyor. Bu sebeple de son yıllarda “dış güçler”le mücadele eden, “dış güçler”e karşı kurtuluş savaşı yürüten bir partiye destek veriyorlar. Hem milliyetçi hem muhafazakar taban bir şekilde bu toplumsal çatışmada güçlü ve ciddi bir taraf. Önemli olan gerçeğin ne olduğu değil onların ne algıladığı ve büyük bir kesim şu anda Türkiye'nin dış güçlere karşı bağımsızlık savaşı verdiğini düşünüyor. Bu sebeple de ülkeyi yönetenlerin ne yaptıkları (ülkeyi soyup soğana çevirmeleri) umurlarında dahi olmuyor.



Sayfa 155

Burada önemsediğim tespit hegemanya mücadelesi kavramı ve Türkiye'deki yansıması. Türkiye çok uzun süre askerin hegemonyası altında yönetildi. Karar vericiler hep asker oldu. Sonra hegemonya değişimini birebir yaşadık. Ard arda seçim kazanarak, anayasa değiştirerek hegemonya tahsisi gerçekleşti. Türkiye Avrupadan farklı yaşıyor herşeyi. Bizde hegemonya mücadelesi batılı olmak isteyenlerle islamcı olmak isteyenler arasında yaşandı. Ve bu mücadeleyi islamcılar kazandı. Artık ülke batılı değerlerle değil, doğulu değerlerle yönetiliyor.


Sayfa 155


Buradaki tespitlerin Türkiye için yaşanmadığını düşünüyorum. Ne zaten bir burjuva proleterya ilişkisi kurulmuştu eskiden ne de şimdi devletle sivil toplum arasında tabiiyet ilişkisi var. Eskiden askere tabii olan bir devlet vardı. Şimdi de mafyavari bir para düzeni içinde devleti yönetenlere karşı tebaa ilişkisi var. Türkiye'de devletin kurulması doğal bir evrimsel süreç içinde gerçekleşmemişti. Devleti kuranlar hazır olmayan bir topluma dışarıdan aktarılmış değerleri yüklemek istediler ve bu aktarımı toplumun büyük kesimi kabul etmedi. Kabul etmedi ama sesini de çıkaramadı. Çünkü her sesini çıkarmak istediğinde asker bunun önünü kesti. Askerin hegemonyası ortadan kalkınca kısık sesle dile getirilen çekinceli tüm görüşler artık kendisine bir yaşama alanı bulabildi. Ve bugün tek tip bir ulus olmaya çalışan, farklılıkları reddeden bir toplum haline geldik.



Çağdaş toplumların heterojen kimliği bence de çok önemli bir tespit. Türkiye'de bu heterojen durumun tam bir devlet olmamızı da engellediğini düşünüyorum. Diğer batı devletlerinde heterojen olma hali ülkelerinin bekası için bir sorun olmuyor. Çünkü gelişmiş bir demokrasi ve hoşgörü iklimine sahipler. Belki tümü aynı derecede ve aynı kalitede değil ama asgari düzeyde de olsa bir demokrasi kültürleri mevcut. Aynı şeyi Türkiye için söylemek mümkün mü? 

Türkiye'nin demokrasi tecrübesi çok zayıf. Hatta demokrasi kültüründen bahsetmek bile mümkün değil. Bu yüzden heterojenlik bizim için bir tehdit olarak algılanıyor. Kürt olmak, alevi olmak, ateist olmak, feminist olmak, eşcinsel olmak bütün bunlar devletin birliği için tehdit olarak algılanıyor. Tüm yaşadığımız sorunlar yaşadığımız şeylerin evrimsel bir kökeninin olmamasından kaynaklanıyor.


Comments


bottom of page