Otomatik Pilotta Yaşamak

Çevremdeki insanların hemen hemen tamamı otomatik pilotta yaşıyorlar. Aslında insanların çoğu demeliyim ama sadece birebir tanıdığım insanlar ile ilgili görüş belirtmek daha doğru olur diye düşündüm. Biliyorum ki benim çevremdeki insanlar aslında bütün insanlığın küçük bir temsilcisi yani tanıdığım insanlarla ilgili yapacağım tespitler aslında insanlık için de geçerli olacak.

Önce otomatik pilotta yaşamakla ne kastettiğimi söyleyeyim. Uçağın pilotu ne yapıyor? Pilot, uçağın kalkması ile ve uçurulması ile ilgili gerekli işlemleri yaptıktan sonra uçağın kontrolünü bir yazılıma bırakıyor. Çünkü uçak belli bir hız ve yüksekliğe ulaştıktan sonra artık müdahaleye gerek duymadan da uçuşuna devam edebiliyor. Şartlar değişmediği sürece de sorunsuz şekilde uçak yoluna devam ediyor. Ne zaman bir kriz durumu olsa pilot devreye giriyor ve uçağı bu krizden çıkarıyor.



Peki biz insanlar nasıl otomatik pilotta yaşıyoruz?

Yetişkin hayata hazırlanırken kendimizi geliştiriyoruz. Hangi durumda nasıl tepki göstereceğimizi öğreniyoruz. Karşılaştığımız sorunları nasıl çözeceğimizi tespit ediyoruz. Sosyal ilişkilerimizi nasıl düzenleyeceğimizi belirliyoruz. Kısacası ne zaman, nerede, ne yapacağımıza dair kurallar belirliyoruz ve bu kurallar doğrultusunda yaşamaya devam ediyoruz. Bu kuralların otomatik pilot olduğunu farz edin. Kontrolü otomatik pilota devredip biz kenara çekiliyoruz. Buraya kadar bir sorun yok gibi duruyor ama acaba öyle mi?


Genellemeler ve kısa yollar her seferinde Amerika'yı yeniden keşfetmemizi engelliyor. Bunda bir sorun yok. Ama sorun bu durumun bizler tarafından yanlış algılanması. Zannediyoruz ki bir kez kuralları belirledik mi artık işimiz bitiyor. Fark etmediğimiz şey hayatımızda entropinin hüküm sürdüğü. Entropi kaosu tarif eder, yani dışarıdan bir enerji vermediğimiz sürece kapalı sistemler düzensizlik gösterir. Bir gencin odasını düşünün, eğer odayı toplamazsanız bir süre sonra adım atacak yer bulamazsınız. Her yerde bir eşya görürsünüz.

Bizim hayatlarımız da öyle. Yani sürekli küçük hamlelerle hayatımızı düzenlemezsek bir kaos içine düşeriz. Birçok insanın yaptığı ise otomatik pilotlarına aşırı güven. Halbuki hayatımız hiç de istikrarlı değil. Yani belli bir hız ve yüksekliğe erişip de geriye yaslanacak kadar basit değil. Sürekli devrede olmamız gerekiyor. Bu durumu at ve sürücücüsü metaforuyla da anlatmak mümkün. Atın üstündesiniz ve bir yere doğru gidiyorsunuz. Eğer atı belli bir hedefe doğru sürmezseniz atın insafına kalırsınız. Yani atın canı nereye gitmek isterse oraya gidersiniz.


Sürekli şikayet eden ve çevresini bunaltan insanlardan mısınız? Eğer öyleyseniz bilin ki otomatik pilotla yolculuk ediyorsunuz. Yani uçağı siz sürmüyorsunuz, yani atınız istediği yere gidiyor ve siz gittiği yeri beğenmiyorsunuz. Belirlediğiniz kurallar sizi mutlu etmeye yetmiyor. Çünkü onlar hayatınızı sürekli devam ettirecek şeyler değil. Onlar sadece temel yol haritaları. Onlara güvenerek bu zorlu yola devam edemezsiniz. Sürekli tetikte olmalı ve çıkabilecek her türlü krizi çözecek şekilde hayatımızı yaşamalıyız. Bu yorucu mu? Evet yorucu ama yaşamanın kolay olduğunu iddia etmek de aptallık değil mi?

Tamam anlıyorum en az emekle çok fazla kazanç elde etmek bizim doğal dürtülerimizden. Ama acı gerçeklerle yüzleşmek gerekmiyor mu? Sadece çocuklarla deliler sorumluluklarının farkında değildir. Yani eğer onları yönlendirmezseniz sağlıklı ve huzurlu bir hayat yaşamaları zordur. Hedefimiz ne? Huzurlu, dengeli, istikrarlı bir hayat sürmek değil mi? İstikrar da, denge de emek siz olmuyor. Enerji harcamadan ulaşabileceğimiz hedef ancak dağınıklık olur. Entropi bize bunu söylüyor.

Otomatik pilota gereğinden fazla görev biçiyoruz. Ondan yapamayacağı şeyler talep ediyoruz. Bazı zamanlarda tabi ki hayatımızı stabil hale getirdikçe otomatik pilot çok işimize yarıyor ama farkında olmamız gereken şey her an dengemiz bozulabilir, her an huzurumuz kaçabilir, her an başımıza beklenmedik, umulmadık şeyler gelebilir. Gelecektir de. Hayat bu zaten.

Elimizden çay bardağını bırakınca yere düşüp kırılacağını bilmemize rağmen kırılmamasını beklemek siz de aptallık değil mi? Size saçma bir örnek vermişim gibi gelebilir ama durum bu. Nedensellik ilkesine göre biçimlenen bir evrende, yaptığımız her şeyin, her seçimin bir sonucu olduğunu görmemek, yada görmekten kaçmak ne demek?

Şimdiye kadar hep yetişkin hayata iyi hazırlanmış insanların başına gelen şeyleri yazdım. Yetişkin hayata iyi hazırlanmış sözünü başka bir yazıda açarım artık. Bildiğim bir şey varsa gerekli donanımlara sahip olacak şekilde yetiştirilmediğimiz, Özerk ve kendine yeten insanlar olarak yaşamayı öğrenemiyoruz. Belki de otomatik pilota bu kadar bel bağlamamızın sebebi de bu. Yaşamayı beceremeyince bu başarısızlığı üstümüze almaktan kaçıyoruz. Mutsuzuz, kendimizi beğenmiyoruz, yaşadığımız hayatı beğenmiyoruz. Bir kısmımız bunun sorumluluğunu geçmişine, bir kısmımız ailesine, bir kısmımız coğrafyaya atıyoruz ama aslında biliyoruz ki bu hayat iyi veya kötü bizim ellerimizde. Yeter ki her anımızı farkında olarak yaşayalım. Bindiğimiz atın nereye gideceğini biz belirleyelim.

Yeteneklerini keşfedememek bir sorun, Yeteneklerini keşfettikten sonra bunu kullanamamak da bir başka sorun. Bir çoğumuza yaşamak dediğimiz bu uğraş çok zor geliyor. Yeteneklerimize uygun şartlar altında olmadığımızdan çeyrek performansla, yarım performansla hayatımzı devam ettiriyoruz. Yani aslında bir balığız ama ağaçlara tırmanmaya çalışıyoruz, yani aslında bir kediyiz ama su altında yaşamaya çalışıyoruz, yani aslında bir kuşuz ama küçük bir odaya tıkılmış kalmışız. Yeteneklerini keşfetmek ve bu yeteneklere uygun şekilde yaşamak bu yüzden çok önemli.