Leo Huberman’ın “Feodal Toplumdan 20. Yüzyıla” Kitabı 4. Bölüm

Geçen Bölümde (3. Bölüm) geniş bir özet yapmış ve ardından Osmanlının neden Avrupa'nın yaşadığı dönüşümü yaşamadığına dair görüşlerimi aktarmıştım. Merkantalistlerin aşırı düzen ve kural isteği buna karşı fizyokratların tarıma dayalı ekonomik bakış açısı ele alınmıştı.


Köle gibi çalışan köylü sayısı zamanla azalmıştı. Feodal düzende karşılıklı bir ilişki söz konusu idi. Toprak sahipleri köylüleri koruyor köylüler de üretim yapıp toprak sahibini ve kendilerini doyuruyorlardı. Feodal düzenin yapısı bozulmuştu çünkü artık köylü toprak sahibi olabiliyordu belki hala maddi olarak sefildi ama serf olduğu gibi köle değildi. Asıl önemlisi devir değişmiş ve toprak ağalarının koruma fonksiyonları da kalmamıştı. Sadece çalışmadan para kazanan atıl duruma düşmüş bir grup aristokrattan başka bir şey değillerdi. Köylü kendi toprağını ekiyordu ama sırtındaki yükten de kurtulmak istiyordu.


Köylüler önceden de defalarca başkaldırmışlardı ama bu sefer ki başkaldırı da bir de müttefikleri vardı. Burjuva sınıfı. Eğer ortak düşmanları olan aristokratları devirmeseler burjuvalar kendileri yok olacaklardı.

"Burjuvaziyi kimler oluşturuyordu? Bunlar yazarlar, doktorlar, öğretmenler, avukatlar, yargıçlar, devlet memurlarıydı -eğitim görmüşler sınıfı; tüccarlar, imalatçılar, bankerlerdi - paralı sınıf.... .... Fizyokratların ve Adam Smith'in yazıları iktisadi alandaki ihtiyaçlarını dile getirmişti; toplumsal alandaki ihtiyaçları da Voltaire, Diderot ve Ansiklopedistler'in yazılarında dile gelmişti. Ticaret ve endüstride laissez-faire karşılığı din ve bilimde "aklın yönetimi" idi." (Sayfa 169)

Fransız devrimi sonucunda iktidar burjuvanın eline geçti. Özgürlük, eşitlik, kardeşlik sloganını devrimciler söylemişti ama daha çok burjuvalar faydalandı. Ortalık sakinleştiğinde feodalizmin ölüsü yerde yatıyordu başında istediği yerde alma satma hakkını elde etmiş burjuvalar duruyorlardı. Fransız devriminin en büyük düşmanı İngilizler oldu, neden? Çünkü İngiltere'de burjuvalar bu hakları devrime gerek duymaksızın elde etmişlerdi zaten. İngiliz aristokratları Fransızlar gibi değişime direnmek yerine kendileri de ticarete girmekte bir sakınca görmemişlerdi. Dolayısı ile orada savaş yaşanmadan bu dönüşüm anlaşarak gerçekleşmişti.

"İngiltere'de 1689'a kadar ve Fransa'da 1789'dan sonra pazar serbestliği kavgacı orta sınıfın zaferiyle sonuçlandı. Feodalizme öldürücü darbeyi Fransız Devrimi vurduğuna göre Ortaçağ'ı 1789'un bitirdiği söylenebilir. Dua edenler, savaşanlar ve çalışanlarıyla feodal toplumun yapısı içinden bir orta sınıf doğmuştu. Bu sınıf yıllar boyunca güçlenmişti. Feodalizme karşı uzun, zorlu bir savaş vermiş, bu savaşta üç dönüm noktası çarpışma olmuştu: (Feodalizme karşı, özellikle üç belirleyici savaşın damgasını vurduğu uzun ve zorlu bir mücadele yürütmüştü.) İlki Protestan Reformu, ikincisi İngiltere'nin şanlı Devrimi, üçüncüsü de Fransız Devrimi'ydi. Burjuvazi onsekizinci yüzyılın sonunda artık eski feodal düzeni yıkacak kadar güçlenmişti. Feodalizm yerine, malların serbest mübadelesine dayanan, öncelikle kar etme amacını güden değişik bir toplum burjuvazi tarafından kuruldu.
Bu sisteme kapitalizm diyoruz." (Sayfa 174)

İlk bölüm bu cümlelerle bitiyor. Bir dönüşümün tarihi. Feodal düzenden kapitalizme geçiş. Tarım toplumundan sanayi toplumuna geçiş. Kitabın bundan sonraki kısmı 1789'dan 1930'lu yıllara kadar olan süreç. Kitap 1930 da basılmış. Kendisi de bir sosyalist olan Leo Huberman 1917 Devrimini görmüş ve o konuya kitabın sonunda uzun bir bölüm ayırmış. 13 bölümde ilk kısmı anlatmıştı 9 bölümde de ikinci kısmı anlatıyor. Daha ağırlıklı bu bölümler ekonomi ile ilgili.


14. Bölüm: Para Nereden Geldi?.


İlk kısım "We call that system—Capitalism." diyerek bitmişti. Bu bölümde "capital" yani sermaye ile para arasındaki ayrımı yaparak başlıyor. Sermaye nedir? Aslında o da para değil mi? Arada bir fark var.

"Para ancak, tekrar kar karşılığı satmak üzere mal veya emek satın almakta kullanıldığı zaman sermaye olur." (Sayfa 177)

Kar en önemli fark. Kar nereden geliyor? İşçinin yarattığı değerden daha azını ücret olarak almasından doğar diyor Leo Huberman. Kapitalist dönemden önce sermaye ticaret yoluyla birikmişti (fetih, korsanlık, sömürü vb. de dahil)


Bir de 16. yüzyılda başlayan zenci köle ticareti var. Amerika'ya ilk zenci köleler bir Hollanda gemisi ile 1619'da getiriliyor. Köle ticaretinden çok çok paralar kazanıyorlar.

"Ücret karşılığında çalışmak üzere bir fabrikaya girmeye istekli bir insan bulunması bize "doğal" geliyor. Ama aslında hiç de "doğal" değildir. Bir insan ancak zorunlu kalırsa bir başka insan için çalışır. İnsanlar kendileri için üretim yaptıkları bir toprağa sahip oldukları sürece başkaları için çalışmazlar." (Sayfa 184)

Bu tespitleri okuyunca kafama dank etti. Ne kadar bazı şeyleri sorgulamadan yaşadığımızı görür oldum. Bir sistem içine doğuyoruz ve bu bizim normalimiz oluyor. Aslında bu her şey için geçerli. Doğduğumuz ülke bizim milliyetimizi belirliyor, dinimizi belirliyor, sınıfımızı belirliyor vs. Ve içine doğduğumuz toplumun kuralları, normları, gelenekleri sanki değişmez ve olmak zorundaymış gibi kabul ediyoruz. Sanki başka türlü olması imkansızmış gibi.


Biz kitaba dönelim. İşçi sınıfının nasıl doğduğunu anlatıyor ilerleyen bölümlerde. Daha önceki bölümlerde toprak çevirerek daha çok ürün üretmekten bahsedilmişti. Bunun da zayıf köylüleri topraksız bıraktığından. 16. yy'da kuralsız yapılan çevirme işi 18. yy'da resmi olarak yapılır hale gelir. İlkinde insanlar dilenci durumuna düşmüştü şimdi de çalışmaya hazır vasıfsız işçi durumuna düşüyorlardı. Hızla gelişen endüstri için ucuz iş gücü.


Bir de işin din boyutu var. Protestanlık çalışmayı ibadet haline getiriyordu. Kıt kanaat geçinerek hayatını devam ettirmek Protestanlığın şiarı olmuştu. Bu kapitalistlere çok uygun bir bakış açısı idi. Katolikler ne diyordu: "zenginlik yolu cehennem yoludur". Yükselen burjuvazi dini inanç olarak Kalvinizm'i benimsiyorlardı.


"Ticaretten gelen sermaye birikimi mülksüz emekçi sınıfın varoluşuyla birleşince endüstriyel kapitalizmin başlangıçları ortaya çıktı. Fabrika sistemi kendisi daha fazla servet birikimini sağlıyordu. Bu yeni servetin sahipleri tasarruf eder ve tasarruflarını yeniden yatırırlarsa cennetlik olacaklarına inanarak sermayelerini yeniden fabrikalara yatırdılar. Böylece bildiğimiz modern sistem doğdu." (Sayfa 192)

Kitabın bundan sonraki kısımları ekonomi ağırlıklı gidiyor. Sanırım bir bölüm daha yazıp bitireceğim.


Bölüm 1:

Bölüm 2:

Bölüm 3: