Kutuplaşmanın Sonucu Toplum Olamama

Şu anki iktidar 20 yıl önce iktidara geldiğinde hiç de bugünleri göreceğimizi tahmin edemezdik herhalde. İçinde bulunduğumuzun durumun vahametini hangi cümlelerle anlatabiliriz bilemiyorum. Sonda söyleyeceğimi başta söyleyeyim: artık bir toplum değiliz. Neden böyle düşündüğüme dair fikirlerimi toparlayabilirsem aktarmaya çalışacağım.


Tespitlerim gözlemlerime dair. Bir kaç hafta önce Türkiye'de şiddetin neden bu kadar yaygınlaştığına dair bir yazı yazmıştım. O zaman yazdıklarıma olayın tek tarafına ağırlık verdiğimi biliyordum ama amacım işin o boyutuna dikkat çekmekti. Yani toplumumuzdaki güven sorununa. Bireyin bireye güvensizliği ve bireyin devlete güvensizliği… Şimdi geçen hafta yaşadığım bir olay bunun diğer boyutunu da ele almaya ihtiyaç hissetmeme sebep oldu.


Doktorlar dövülüyor ama hiç mi hak etmiyorlar sorusuna verdiğim cevap evet hak etmiyorlardı, halen de öyle düşünüyorum ama bu sözü yaratan olayın arka planını daha iyi görüyorum şu an. Hekimler, hemşireler yaptıkları işten nefret eder hale gelmişler. Bizzat biliyorum ki sevilerek yapılmayan işten olumlu, verimli, anlamlı bir sonuç çıkmaz.


Hekimler, hemşireler neden yaptıkları işten nefret ediyorlar? Ne değişti? Eskiden beri mi böyleydi? Ne zamandan beri böyle? Bunun sebebi kazandıkları paranın azlığı mı? Sadece maddi sebepler mi? Bu yılgınlığın, tükenmişliğin, yaptığı işi anlamsız bulmanın arkasında neler var? Doktor kimdir, hemşire kimdir? Bir insan neden sağlık çalışanı olur?


Yukarıdaki sorular önemli ama asıl önemlisi cevapları. Doğru soruları sordum mu bilemiyorum. Sorduğum sorular yetersiz mi, eksik mi bilemiyorum. Ama bu sorulara verilecek cevaplara gelmeden önce bir parça ülkemizin içinde bulunduğu durumu bir değerlendirsek.


Ülkemiz ortadan ikiye yarılmış durumda. Sanki bir deprem oldu ve iki kara parçası birbirinden koptu. Bir tarafta ülkenin yönetiminde yanlışlıklar olduğunu düşünen kesim var, diğer tarafta ise aslında ülkeyi yönetenler iyi ama onların ülkeyi yönetmelerine birileri izin vermiyor diyenler var. Bir tarafta ahlakı, adaleti, hukuku, aklı ön plana çıkaranlar var, diğer tarafta çıkarı, dini, milliyeti, işini bilmeyi, "biraz da biz yiyelim"i ön plana çıkaranlar. Ne zaman oldu bu, nasıl oldu? Bir anda olmadı. Yıllar sürdü bu hale gelmemiz, yavaş yavaş, ilmek ilmek dokundu. Sonuçta bir tarafta bu işler yanlış diyen bir grup diğer tarafta ise her şey yolunda asıl siz yanlışsınız diyen bir grup.


Birileri yanlış dedikçe kaybetti, birileri de biz haklıyız deyip haksızlık üstüne haksızlık yaparak yollarına devam ettiler. Geldiğimiz nokta bu. Hangi seçim sonrasıydı hatırlamıyorum ama çok da fark etmez zaten. Bir seçim sonrası bir hekimin bir mektubu düşmüştü sosyal medyaya. Detaylı şekilde hatırlamıyorum ama ana fikri şu idi “biz eğitimliler, kariyeri olanlar, maddi olarak çok derdi olmayanlar sizler için, yani alt sınıfta olanlar için bu hükümet gitsin diye çırpındık sizler ise bu hükümetin kalmasına çok sevindiniz. Seçimden sonra da bizlere tokadı yediniz artık susun demişsiniz, bizim gibi eğitimlilerin tuzu kuru. Bizler de sizlerin bizim sahip olduğumuz şartlarda yaşamınızı istiyorduk ama siz anlamadınız. Biz bu düzen içinde rahat olanlarız. Şimdi artık siz düşünün, ne haliniz varsa görün.” Tam olarak hatırlayamasam da ana fikir bu idi. Bakın bu mektubu bir hekimin yazmış olması tesadüf değildi. Eminim o dönem (7-8 yıl önce) hekimlerin %90’ı bu mektubun altına imza atarlardı. Öyle bir psikolojik yıpranma vardı. Hekimler aslında bir sembol. Burada kendini ifade eden görüşün altında kimler var: üst orta sınıftan, eğitimli, kültürel sermayesi yüksek ve asıl önemlisi toplumsal statü sahibi bir grup (idi) .


Hekimler neden ayrıcalıklı diyebiliriz? Onlar neden toplumun diğer kesimlerinden üstün diyebiliriz. Dediğim gibi sadece hekimler değil, hakimler, savcılar, valiler, üst düzey askerler, Üst düzey polisler, üniversite hocaları vb… Bu meslek alanında olanların diğerlerinden farkı ne? Bir aldatmaca mı var? Bir düzenek içinde miyiz? Yoo, yüz kişiye sorun en saygın meslekler nelerdir diye bunlar çıkar. Bir aralar öğretmenler de bu gruptaydı, hemşireler de, ziraat mühendisleri de, veterinerler de yani okumuş olmak önemliydi, anlamlıydı. Bu aşamayı geçeli çok oldu zaten. Ama yukarıdaki üst düzey işlerin mensupları bu statülerini boş yere almamışlardı. Onlar topluma en üst noktada hizmet ediyorlardı. Onlar en temel ihtiyaçlarımıza karşılık veriyorlardı. Sağlığımıza (ölüm/kalım meselesi); Adaletimize (hak/hukuk meselesi); Güvenliğimize (can ve mal güvenliğimiz meselesi) hitap eden mesleklerin mensupları idi.


Bu mesleklere mensup olanlar bu işin maddi boyutunun yanında ve ötesinde (bu statüleri ile) kendileri ile onur ve gurur duyarlardı. Bu onur ve gurur anlamlı bir hayatları olduğunu düşünmelerine sebep olurdu. Anne babaların çocuklarına oku da doktor ol, savcı ol, hakim ol, vali ol demelerinin sebebi de bu statü idi aslında.


Eskiden de hekimler çok çalışıyordu ama kendilerini maddi ve manevi olarak değerli hissettiklerinden o yükü kaldırmakta ve sırtlamakta zorlansalar da devam edebiliyorlardı. (Şimdi, gidiyorsanız gidin deniliyor. Şimdi, Marksist terör seviciler deniliyor. Şİmdi, en üst mercilerden değersiz oldukları ima ediliyor)


İşin bir de devlette çalışan hekimle özel hastanede çalışan hekim ayrımı ortaya çıktı. Aynı eğitimi alan bir hekim günde 10 hastaya bakarak 30 bin TL kazanırken diğer hekim günde 50 hastaya bakarak 10 bin TL kazanıyor. Bu durum huzursuzluk sebebi değil midir? Bu durumu yaratan da yine yukarıdaki hekimin eleştirdiği hükümet değil midir?


O mektup çok önemli. Çünkü alt metinde "siz/biz" ayrımını güçlendiren bir anlam var. Biz rahatız asıl siz düşünün diyen bu zihniyetin nesi yanlış? İşin gerçeği öyle değil de ondan. Kim kimi hor görüyor. Kendini üstün hisseden hekim mi hükümeti destekleyeni hor görüyor, hükümeti destekleyen parasız pulsuz, eğitimsiz, alt sınıftan kişi mi hekimi hor görüyor. Hangisi haklı? Haklı var mı? Haklı olunabilir mi? Yıllarca siz bizi ezdiniz şimdi de biz sizi ezeceğiz diyen zihniyete göre siz kimsiniz, biz kimiz? Yıllarca kırsal kültür, kentsel kültür tarafından ezildi mi? Batı zihniyeti, doğu zihniyetini ezdi mi? Aydınlanmacı taraf, geleneksel tarafı ezdi mi? Biz bu ülkede son yüzyıldır neler yaşadık? Siz kimsiniz, biz kimiz? Çalıyorlar ama çalışıyorlar diyen bu bakış neden yolsuzluklara karşı çıkmıyor? Çünkü kendisi gibi olanlar yapıyor bunu. Çünkü artık kendisi gibi olanlar iktidarda. Artık ezilmeyecek, artık ezebilecek. Burada yazdıklarım tamamen gözleme dayalı ama doğru veya yanlış olduğu yargısını belirtmeden durumun bu olduğunu tespit etmenin önemli olduğunu düşünüyorum. Yaşananlar bir ezme ezilme durumu mu idi? Böyle olup olmaması önemli değil. Birileri siz bizi ezdiniz diyorlarsa ezilmişlerdir. Sen istediğin kadar biz sizi ezmedik de nafile. Ayrıca ezenler hekimler miydi? Hekimler birilerini ezmek için mi hekim olmuştu? Kendilerini ezdiklerini iddia ettikleri kişiler kimlerdi? O insanlar (ezen olduğu düşünülenler) gökten zembille mi inmişlerdi? Kimdi ezen, kimi eziyordu? Bu insanlar neden böyle hissettiler?


Hekimlerde somutlaşan "biz/siz" durumunun sonucu mudur bu durum? O seçimlerden sonra biz sizi tokatladık artık susun diyen kişi tokat attığı kişiye muhtaç olduğunu görmüyor muydu? Görmüyordu. Tokadı yiyen kişi asıl siz kendi derdinize yanın benim tuzum kuru derken doğru bir tespit mi yapmıştı? Yapmamıştı. Onun sözleri sadece züğürt tesellisiydi. Yenildim ama yıkılmadım diyordu ama basbayağı yıkılmıştı da. Bu yanlış sistem sonunda en eğitimlilere bile zarar verir hale geldi. Artık siz biz ayrımı ayyuka çıkmış durumda. Birlikte yaşamaktan nefret ettiği insana sağlık hizmeti vermek zorunda olan bir hekim. Kendisine tokat atan kişiye bakmakla yükümlü olan hekim. Sol yüzüme tokat attın şimdi de sağ yüzüme tokat at demiyor o hekim. Ne yapıyor, lanet olsun sana da, senin sebep olduğun düzene de diyerek sadece günü kurtarıyor. Ne yaptığı işe saygısı var ne de mesleğine. Çünkü işin sihri bozuldu. Çünkü toplumsal roller sarsıldı. Çünkü toplumun ahengi bozuldu. Çünkü organize cehalet artık iş başında. Çünkü onlar bindiği dalı kesmekle övünecek kadar aptallar ve cahiller.


Hekimlerin hepsi kaliteli mi? Değiller. Aralarında sadece diploma sahibi olanlar da var işini doğru yapan da. Halkımızın hepsi kaliteli mi? Aralarında kaliteli olan da var, olmayan da. Nerede hata yaptık? Kutuplaşmaya neden bu kadar teşneymişiz? Neden siz/biz durumuna bu kadar kolay geliyoruz? Bu yeni bir durum değil. 60’larda da, 70’ler de, 80’lerde de yaşandı bunlar. Darbeler oldu, iç çatışmalar oldu, solcular sağcılarla, aleviler sünnilerle, kürtler türklerle savaşıp durdu. Şimdi sıra geldi elitler, kırsal kültüre.... Yada ezilenlerle ezenler mücadelesi başladı. Kavga konusunda ne kadar da verimli topraklarmışız.


Osmanlı Döneminde ezilenlere Cumhuriyet Döneminde denildi ki artık egemenlik sizin. Egemenlik sizin dendi ama gerçekte kimdi egemen olan? Şu an da kim egemen? Kim olmalı? Nasıl olacak? Demokrasinin eğitimli toplumların harcı olduğu gerçeğini yaşıyoruz. Ismarlama demokrasi, ısmarlama cumhuriyet, ısmarlama özgürlük bir yere kadar. Biz bindiği dalı kesen bir toplumuz. Hala alışkanlıkla toplumuz diyorum. Biz bindiği dalı kesen bir grup insanız. Toplum olmak ne demek onu dahi bilmiyoruz.



Not: Türkiye'de Şiddet, aynı konu ile ilgili bir önceki yazım: https://www.okundugugibi.com/post/t%C3%BCrkiye-de-%C5%9Fiddet


Not: Yazıyı yazdıktan sonra hekimin yazdığı mektubu şu linkte buldum. Pek de yanlış hatırlamamışım. https://eksisozluk.com/bir-doktorun-secim-sonrasi-yorumu--5703919