Korkmasak Birlikte Yaşar mıydık?

Birlikte yaşamayı başaran diğer canlıların arasında da farklı birliktelik biçimleri var mı? Yani, diyelim karıncalar da birlikte bir hayat kuruyorlar ama onları gözlemlediğimizde şu şekilde olanlar topluma, şu şekilde olanlar topluluğa benziyor diyor muyuz? Bu bir soru. Bir diğeri diyelim ki aslanlar da birlikte yaşayabiliyorlar ama bu birlikteliğin bir sınırı var değil mi? Yani grupları en fazla 40-50 bireyden oluşuyor yani hiçbir zaman 1000 aslanlık, 10 bin aslanlık birliktelikler kurmuyorlar.

Gelelim insana, birlikte yaşamayı (bir şekilde) çoğu zaman başarıyoruz. Grup üyesi sayımızın sınırı yok gibi. Dünyada 30-40 milyonluk nüfuslu şehirler bile var. Zorda kalırsak ömrümüzü tek başımıza da geçirebiliriz. İlla ki birine muhtaçmışız gibi bir durum yok. Büyük kısmımız birileri ile birlikte olmayı tercih ediyor. Fakat bu durumu bir çelişki ile beraber yaşıyoruz, hem birileri ile birlikte olmayı tercih ediyoruz hem de başka birilerinden nefret ediyoruz (nefret değilse bile korkuyoruz, kötülüyoruz, dışlıyoruz) Sanki birileri ile birlikte oluşumuzun garantisi bizimle birlikte olmayanların kötülüğüne bağlıymış gibi.

Birlikte yaşama halimizin adının önemi var mı? Toplum olsak ne değişir, topluluk olsak ne değişir? Nüfus sayısı, besin kaynakları, besinleri nasıl elde ettiğimiz bir arada yaşama biçimlerimizi belirliyor. Bütün insanların derdi aynı. Hayatta kalmaya çalışıyoruz. Bunu başarabilmek için de yapmayacağımız şey yok. Hayatta kalabilmem için birileri ile işbirliği yapmam gerekiyorsa yapıyorum. Birilerini dışlamam gerekiyorsa dışlıyorum, birilerini öldürmem gerekiyorsa öldürüyorum. Bu bakış açısı ile düşünürsek Yahudi soykırımının bu çerçevede yeri var mı? Yada Çorum ve Maraş katliamlarının. Madem ana hedef hayatta kalmak, bunun için her şeyi de göze alıyorum ama neden aslında çok anlamsız(!) sebeplerle bir başkasını öldürüyorum. Yani şunu demek istiyorum Çorumda alevileri öldürmenin senin hayatta kalmana ne tür bir katkısı var? Yada Nazilerin milyonlarca Yahudiyi öldürmelerinde onların hayatta kalmalarına yarayacak nasıl bir bakış vardı?

Aslında bütün bu soruların altında yatan, 'insanlar neden bir dine inanır; neden bir millet hissine sahiptirler' soruları değil mi? Din ve/veya millet olma bireysel olgular mı, toplumsal olgular mı? Dinin insanların bir arada yaşamalarını kolaylaştırdığı belli. Birlik hissi içinde kendini güvende hissettirdiği belli. Aynı şey milliyet için de geçerli. Bir grubun üyesi olmak beni daha güçlü yapıyorsa o zaman bu durum hayatta kalmamı sağlıyor diye düşünüyor olmalıyım. Bu durumda benim grubumun güçlü olmasının bir koşulu diğer grubun zayıf olması yada tamamen ortadan kaldırılması. Yahudilerin, alevilerin vs. öldürülebilir olmasının altında yatan sebep bu olmalı.

İnsan aklını kullanan bir canlı mı sorusu da başka bir soru ama konuyu dağıtmayayım. Biz bir arada yaşarken bunu becerebilmek için çeşitli yollar denemişiz. Bunlar arasında devletler kurma da var. Devletin ne olduğu, toplum mudur, topluluk mudur, cemaat midir, cemiyet midir çok da önemli mi? Bir arada yaşayan insanlarız. Hayatta kalmak için bulduğumuz bir çözüm yolu bir arada yaşamak. Bu sayede Korkularımızın üstesinden gelebiliyoruz . Fakat korkular devreye girince akıl devreden çıkıyor. O zaman insan neden korkar? Nasıl korkuları ile yüzleşebilir? Korkunun sebebi makul mü? Buna benzer sorulara odaklanmak gerekiyor bence. Eğer korkmadan yaşayabilmenin bir yolunu bulabilirsek yaptığımız hataların bir çoğunu da yapmayız.



Korkular insanları yönetiyor. Verdiğimiz kararları aklımızla mı veriyoruz korkularımızla mı?
Korkularla Yüzleşmek