Kendini Savunan İnsan, Hümanistik Etik Geleneği, Etik ve Psikanaliz (4. Yazı)

Güncelleme tarihi: 15 Eyl

Yazılarıma kaldığım yerden devam ediyorum. Yaşama Sanatının Uygulamalı Bilimi Bölümünün son iki alt başlığını ele alıyorum. Hümanistik Etik Geleneği ile başlayalım.


Page 25: “In the tradition of humanistic ethics the view prevails that the knowledge of man is the basis of establishing norms and values. The treatises on ethics by Aristotle, Spinoza, and Dewey-the thinkers whose views we shall sketch in this chapter-are therefore at the same time treatises on psychology……


For Aristotle, ethics is built upon the science of man. Psychology investigates the nature of man and ethics therefore is applied psychology.”


Sayfa 53-54:Hümanist etik geleneğinde, insanın bilgisinin norm ve değerleri oluşturmanın temeli olduğu görüşü hakimdir. Aristoteles, Spinoza ve Dewey'in etik üzerine incelemeleri -bu bölümde görüşlerini ortaya koyacağımız düşünürler- bu nedenle aynı zamanda psikoloji üzerine incelemelerdir.


Aristoteles'e göre etik, insan bilimi üzerine inşa edilmiştir. Psikoloji insanın doğasını araştırır ve etik bu nedenle uygulamalı psikolojidir.”


İnsanın doğasının ne olduğunu sorduğumuzda bize cevap vermekte yardımcı olacak şey ne? Yani neyi neden yaptığımız yada insana has özellikler nelerdir diye merak ettiğimizde hangi bilim dalına müracaat edeceğiz? Psikoloji bilimi bu noktada kullanacağımız bilim dalı oluyor. "Yaşama .Sanatının Uygulamalı Bilimi"nde bilim kısmını psikoloji domine ediyor. İnsan bilimi ve dolayısı ile psikoloji hümanist etik tartışmasının baş rol oyuncusu oluyor.


Page 26-27: “Preserving one's being means to Spinoza to become that which one potentially is. This holds true for all things…….. Virtue is the unfolding of the specific potentialities of every organism; for man it is the state in which he is most human. ………Virtue is thus identical with the realization of man's nature; the science of man is consequently the theoretical science on which ethics is based.”


Sayfa 55: “Spinoza'ya göre kişinin varlığını koruması potansiyel olarak ne ise o olması anlamına gelir. Bu her şey için geçerlidir........ Erdem her organizmanın kendine özgü potansiyellerinin ortaya çıkmasıdır; insan için ise en insani olduğu durumdur. .........Bu nedenle erdem insanın doğasının gerçekleşmesiyle özdeştir; insan bilimi sonuç olarak etiğin dayandığı teorik bilimdir.”


Page 27: “While reason shows man what he ought to do in order to be truly himself and thus teaches him what is good, the way to achieve virtue is through the active use man makes of his powers. Potency thus is the same as virtue; impotence, the same as vice.”


Sayfa 55-56: "Akıl insana gerçekten kendisi olmak için ne yapması gerektiğini gösterir ve böylece ona neyin iyi olduğunu öğretirken, erdeme ulaşmanın yolu insanın güçlerini aktif olarak kullanmasından geçer. Bu nedenle güç, erdemle aynı şeydir; iktidarsızlık (acizlik, güçsüzlük) ise ahlaksızlıkla aynı şeydir."


ilk olarak, sahip olduğumuz değerler neler, neden bu değerlere sahibiz? Hep kullandığımız bir kalıp var ya: “insan bla bla bla olan bir canlıdır…” Boşluk yerine neler koymuyoruz ki: düşünen, bilinç sahibi, politik, kıyafet giyen… tarih boyunca bilim insanları, felsefeciler insanı diğer canlılardan ayırt eden bir öğeyi öne çıkararak tarif etmişler, hala da tarif etmeye devam ediyoruz. Öğreten canlıdır diyoruz, konuşan, iletişim kuran canlı diyoruz vs… Erich Fromm norm ve değer konusuna dikkat çekiyor. Bu satırlara başlarken sorduğum soruyu az önceki yazdıklarım eşliğinde tekrar soralım. İnsan neden değer üretir, insanın neden değerlere ihtiyacı var? Çok uzun uzun yazmayacağım. (Yazdığım yazıların ana iskeletini oluşturan bir konu, çok fazla kafa yorduğum bir konu.) Kestirmeden söyleyeyim. Bizler bir arada yaşayarak hayatta kalabilen bir canlı türüyüz (bir tanım da benden olsun) yani biyolojik ve kültürel evrimimiz bu şekilde gelişmiş. Dolayısı ile hem başkasına muhtacız hem de bireyselliğimize çok önem veriyoruz. İki birbirine zıt durumu ne kadar iyi idare edebilirsek o kadar sağlıklı ve huzurlu bir hayat sürebiliyoruz. Bunu becerebilmek için de normlara, değerlere ihtiyaç duyuyoruz. Psikolojinin önemi bu noktada. Çünkü bir arada yaşayabilme zorunluluğu ve aynı zamanda bireyselliğe duyduğumuz ihtiyaç psikolojinin konusu haline getiriyor bizleri.


Spinoza'nın erdem vurgusu neye yarıyor? Aynı soruyu burada da soralım erdem’e ne gerek var, erdem ne işe yarıyor? Erdemli olmak bir önceki kadar elzem bir durum değil. Normsuz ve değersiz hayatta kalmak çok zor ama erdemsiz çok kolay yolumuza devam edebiliriz. Bu arada değersiz insan yok mudur? Öyle veya böyle mutlaka her insanın değerleri vardır. Sahip olduğu değerler yanlış, bozuk, çarpık olabilir (zaten böyle insanlar da çoktur). Peki, erdemsiz insan olmaz mı? Erdem sahibi olmak bir üst seviyedir. Erdem sahibi iseniz o sizin artınızdır ama değer de olduğu gibi erdemin "yanlış"ı olmaz. Ya erdem sahibisinizdir yada değilsinizdir.


Ben erdem’i Spinoza’nın dile getirdiği gibi düşünmezdim. Daha felsefeyle, daha bilgelikle ele alırdım ama o ne diyor. “Erdem her organizmanın kendine özgü potansiyellerinin ortaya çıkmasıdır” Yani tersinden söylersek kendine özgü potansiyelin ortaya çıkmamışsa erdemsizsin diyor. Doğasını gerçekleştiren insan erdemlidir diyor. İlk kısımlarda yazar ne demişti? İnsan bilim konusuna hakim olmazsan bu sanatta (yaşama sanatı) yetkin olamazsın. İnsan bilim ise etiğin dayandığı teorik bilimdir diyor. Üç önermeyi birleştirelim.

  1. Yaşama sanatında başarılı olabilmek için insan bilime hakim olmalısın

  2. Psikoloji insanın doğasını araştırır ve etik bu nedenle uygulamalı psikolojidir

  3. İnsan bilimi sonuç olarak etiğin dayandığı teorik bilimdir.

Malumun ilanı gibi ama söyleyelim. Psikoloji yaşama sanatı icrasının temel dayanağı. Ve insanı bilmek, insanı anlamak, insanın doğası hakkında kafa yormak hümanist etik hakkında da düşünmektir.


Bu bölümün son alt başlığı “Etik ve Psikanaliz”. Zaten bir önceki alt başlıktan sonra konunun psikolojiye doğru yönleneceğini görmüştük. Bu kısımla ilgili bir şeyler yazmadan önce psikanalizin bilimsel olmadığı yönündeki görüşlere karşı eleştirimi yazmak istiyorum. Bunlar benim görüşlerim kitapla ilgili değil.


Psikanalizle ilgili çok okudum. Psikanalizin bilimsel olmadığını söylediklerini ve neden öyle dediklerini biliyorum. Yanlışlanabilir olmaması konusunda eleştiriliyor. Psikanaliz yanlışlanabilir olmayabilir ama sanki diğer sosyal bilim teorileri yanlışlanabilirlik testinden geçebiliyor mu? Herkesin ağzında "Freud iyi hoş şeyler söylemiş ama bilimsel değil" lafı dolaşıyor. Sosyal bilimler söz konusu olduğunda yanlışlanabilirlik bir problem. Kişisel olarak Popper’ın yanlışlanabilirlik bakış açısına bir sözüm yok. Tartışma yeri burası değil ama sosyal bilimler söz konusu olduğunda başka bir bakış açısına gerek olduğunu düşünüyorum. İnsanın neyi niye yaptığını bilmek istiyoruz, bilinç denilen şeyi anlamak istiyoruz, karakter, kişilik nasıl oluşuyor, nelere bağlı bilmek istiyoruz. Neden ruh sağlığımız bozuluyor, neden dünyayı olduğu gibi algılama konusunda zaaflarımız var? Hayata tutunabilmek için baş vurduğumuz mekanizmalar neler? Bu ve benzeri sorulara cevap istiyoruz. Psikanaliz de bu tür sorulara cevap vermeye aday disiplinlerden birisi. En azından bazı şeylere cevaplar üretmeye çalışıyor. İnsanı anlamaya, tanımaya çalışıyor. Ben çok faydasını gördüm. İsteyen eleştirebilir ama ben faydalı olan şeyin işlevine bakıyorum. Psikanalizi bir astroloji sınıfına koymamak gerekiyor. Safsata ile bilimi kullanan ama yanlışlanabilir olmayan bir alanı birbirine karıştırmamak gerekiyor. Bazı bakış açıları (kişiler) neredeyse psikanaliz hiç işe yaramaz diyor. Ben buna karşıyım.


Gelelim kitaba.


Page 31: “.... I think, apparent that the development of a humanistic-objectivistic ethics as an applied science depends on the development of psychology as a theoretical science.”


Sayfa 58: “...uygulamalı bir bilim olarak hümanist-nesnelci bir etiğin gelişiminin, teorik bir bilim olarak psikolojinin gelişimine bağlı olduğu açıktır.”


Page 31-32: “The most important contribution, perhaps, is the fact that psychoanalytic theory is the first modern psychological system the subject matter of which is not isolated aspects of man but his total personality. Instead of the method of conventional psychology, which had to restrict itself to the study of such phenomena as could be isolated sufficiently to be observed in an experiment, Freud discovered a new method which enabled him to study the total personality and to understand what makes man act as he does. This method, the analysis of free associations, dreams, errors, transference, is an approach by which hitherto "private" data, open only to self-knowledge and introspection, are made "public" and demonstrable in the communication between subject and analyst. The psychoanalytic method has thus gained access to phenomena which do not otherwise lend themselves to observation. At the same time it uncovered many emotional experiences which could not be recognized even by introspection because they were repressed, divorced from consciousness.”


Sayfa 59-60: "Belki de en önemli katkı, psikanalitik teorinin, konusu insanın izole yönleri değil, bütün kişiliği olan ilk modern psikolojik sistem olmasıdır. Freud, kendisini bir deneyde gözlemlenebilecek kadar izole edilebilen fenomenlerin incelenmesiyle sınırlamak zorunda kalan geleneksel psikolojinin yöntemi yerine, kişiliğin bütününü incelemesini ve insanı yaptığı gibi davranmaya iten şeyin ne olduğunu anlamasını sağlayan yeni bir yöntem keşfetmiştir. Bu yöntem, serbest çağrışımların, rüyaların, hataların, aktarımın analizi, şimdiye kadar sadece kendi bilgisine ve iç gözlemine açık olan "özel" verilerin, özne ile analist arasındaki iletişimde "kamusal" ve gösterilebilir hale getirildiği bir yaklaşımdır. Psikanalitik yöntem böylece başka türlü gözlemlenemeyecek olgulara erişim sağlamıştır. Aynı zamanda, bastırıldıkları ve bilinçten koparıldıkları için içgözlemle bile fark edilemeyen pek çok duygusal deneyimi ortaya çıkarmıştır."


Psikolojide yapısalcılık, davranışçılık, bilişsel yaklaşım gibi bir çok farklı yaklaşım var. Bunlar da insanın doğasını anlamak açısından katkılarda bulunuyorlar ama kişiliğin, mizacın, ailenin insanın karakteri üzerinde nasıl etkide bulunduğunu anlamak için psikanaliz iyi bir başlangıç. Yaptığımız şeylerin arkasında yatan şeyleri anlamak istiyorsak bilincinde olduğumuz yada olmadığımız şeylerin kökeninde neler var anlamamız gerekiyor. Kendimizi anlamak, tanımak için ne yarıyorsa kullanmalıyız. Burada önemli olan hangi aracı kullandığımızdan ziyade insanı öğrenmek, bilmek, tanımak. Ben psikanalizin işe yaradığını düşünüyorum.


Page 32: “Psychoanalytic characterology, though still in its infancy, is indispensable to the development of ethical theory. All the virtues and vices with which traditional ethics deals must remain ambiguous because they often signify by the same word different and partly contradictory human attitudes; they lose their ambiguity only if they are understood in connection with the character structure of the person of whom a virtue or vice is predicated. A virtue isolated from the context of character may turn out to be nothing valuable (as, for instance, humility caused by fear or compensating for suppressed arrogance); or a vice will be viewed in a different light if understood in the context of the whole character (as, for instance, arrogance as an expression of insecurity and self-depreciation). This consideration is exceedingly relevant to ethics; it is insufficient and misleading to deal with isolated virtues and vices as separate traits. The subject matter of ethics is character, and only in reference to the character structure as a whole can value statements be made about single traits or actions. The virtuous or the vicious character, rather than single virtues or vices, is the true subject matter of ethical inquiry.”


Sayfa 60:Psikanalitik karakteroloji, henüz emekleme aşamasında olmasına rağmen, etik teorinin geliştirilmesi için vazgeçilmezdir. Geleneksel etiğin ilgilendiği tüm erdemler ve ahlaksızlıklar belirsiz kalmalıdır, çünkü genellikle aynı kelimeyle farklı ve kısmen çelişkili insan tutumlarını ifade ederler; ancak bir erdemin veya ahlaksızlığın yüklendiği kişinin karakter yapısıyla bağlantılı olarak anlaşıldıklarında belirsizliklerini kaybederler. Karakter bağlamından soyutlanmış bir erdemin hiçbir değeri olmadığı ortaya çıkabilir (örneğin, korkudan kaynaklanan alçakgönüllülük veya bastırılmış kibri telafi etmek gibi); ya da bir ahlaksızlık, karakterin bütünü bağlamında anlaşıldığında farklı bir ışık altında görülecektir (örneğin, güvensizlik ve kendini küçümsemenin bir ifadesi olarak kibir gibi). Bu husus etikle son derece ilgilidir; izole erdem ve erdemsizlikleri ayrı özellikler olarak ele almak yetersiz ve yanıltıcıdır. Etiğin konusu karakterdir ve ancak bir bütün olarak karakter yapısına atıfta bulunularak tekil özellikler ya da eylemler hakkında değer ifadelerinde bulunulabilir. Erdemli ya da kötü karakter, tek tek erdemler ya da kötü alışkanlıklardan ziyade, etik araştırmanın gerçek konusudur.”


Kitabın 1947 yazıldığını unutmamak gerekiyor. Psikanalitik karakteroloji derken ne kast ediyor? İnsanların yaptıklarının arkasındaki motive edici güç nedir? İnsan karakteri nasıl oluşur? Karakterimizin oluşumda ailemizin etkisi ne kadar? Kendimize verdiğimiz değer ve saygıyı neler oluşturur? İşte karakterini psikanalitik yolla analizini yapmayı kastediyor. Freud bu işin başlangıcı olabilir ama onun açtığı yoldan çok fazla psikanliz eğitimi almış insan yol aldı. Jung, Adler, Horney, Maslow ve daha birçokları. Bunlardan birisi de Erich Fromm. O da kendi bakış açısıyla konuları değerlendiriyor.


Erich Fromm, Psikanaliz, etik ve karakter üçlüsünün nasıl bir arada düşünüleceği hakkında kafa yoruyor. Etik bireysel bir konu haline geliyor. Yani sahip olduğumuz özellikler bizi etik bir hayat yaşayıp yaşayamayacağımız konusunda yönlendiriyor. Ben bu durumu sorumluluğu üstüne almak olarak görüyorum. Yaşadığın hayat senin hayatın, sahip olduğun karakter senin karakterin ve sonuç olarak anlamlı bir hayatın anahtarı da bu. Yani sen nasıl bir karaktere sahipsin ve bu karakter sana neler vaat ediyor? Erdemli misin, değil misin, iyi misin kötü müsün? Biraz acı gerçekle yüzleşmek gerekiyor. Burada kötü yetiştirilmiş olmak kilit nokta. Kitap da bir çocuğun rezil de vezir de edilebileceği gösteriliyor. Maalesef karakter bir kez oluştuktan sonra geri dönmek çok güç. O yüzden ideal olanı sağlam bir karaktere sahip çocuklar yetiştirmek. Peki, karakter zaafı olanlar ne yapmalı? İlerleyen yazılarda o konulara da geleceğiz.


Page 34: “Freud's relativism is indicated most distinctly in his theory of the Super-Ego (conscience). According to this theory, anything can become the content of conscience if only it happens to be part of the system of commands and prohibitions embodied in the father's Super-Ego and the cultural tradition. Conscience in this view is nothing but internalized authority. Freud's analysis of the Super-Ego is the analysis of the "authoritarian conscience" only.”


Sayfa 62: “Freud'un göreceliliği en belirgin şekilde Süper-Ego (vicdan) teorisinde kendini gösterir. Bu teoriye göre, her şey vicdanın içeriği haline gelebilir, yeter ki babanın Süper Egosunda ve kültürel gelenekte somutlaşan emir ve yasaklar sisteminin bir parçası olsun. Bu görüşe göre vicdan, içselleştirilmiş otoriteden başka bir şey değildir. Freud'un Süper-Ego analizi yalnızca "otoriter vicdan" analizidir.


Page 34-35: “Slightly different from Freud's Super-Ego theory is his view that morality is essentially a reaction formation against the evil inherent in man. He proposes that the child's sexual strivings are directed toward the parent of the opposite sex; that in consequence he hates the parental rival of the same sex, and that hostility, fear, guilt thus necessarily spring from this early situation (Oedipus complex).”


Sayfa 62: “Freud'un Süper-Ego teorisinden biraz farklı olan, ahlakın esasen insanın doğasında var olan kötülüğe karşı bir tepki oluşumu olduğu görüşüdür. Çocuğun cinsel isteklerinin karşı cinsten ebeveyne yönelik olduğunu öne sürer; sonuç olarak aynı cinsiyetten ebeveyn rakibinden nefret eder ve bu nedenle düşmanlık, korku, suçluluk bu erken durumdan zorunlu olarak kaynaklanır (Oidipus kompleksi)."


İnsanın doğasında var olan kötülüğe karşı tepki... Sizce ahlak için uygun bir tanım mı? Bu konuda benim şüphelerim var. Ahlakın toplumsal bir canlı olmamızla ilgili olduğunu düşünüyorum. Diyelim bir adada tek başınasınız orada her ne yaparsanız yapın ahlaklı yada ahlaksız diye değerlendirilebilir mi? Bugün günlük hayatımızda ahlaksızlık olarak nitelediğimiz hangi şeyi adada da yaparsak aynı şekilde ahlaksız olarak nitelerdik. Bu soruyu iyi düşünmek gerek. Bu soruya verdiğimiz cevap gerçek ahlakın ne olduğunu da ortaya çıkarır diye düşünüyorum. Yaşadığım ortamı yaşanmaz hale getirmem mi daha büyük ahlaksızlık çıplak dolaşmam mı? Kendime zarar vermem mi ahlaksızlık, çıplak bir kadının heykelini yapmam mı? Hangisini adada da toplum içinde de yaptığımda ahlaksızlık olarak değerlendiririz? O zaman ahlak, ne olursa olsun doğru olanı yapmak olarak değerlendirildiğinde, yalnız olduğumuzda bile doğru olanı yapmak gerekir sonucu çıkmaz mı?


Page 36: “Although Freud did not refer to ethical values explicitly, there is an implicit connection: the pregenital orientations, characteristic of the dependent, greedy, and stingy attitudes, are ethically inferior to the genital, that is, productive, mature character. Freud's characterology thus implies that virtue is the natural aim of man's development. This development can be blocked by specific and mostly extraneous circumstances and it can thus result in the formation of the neurotic character. Normal growth, however, will produce the mature, independent, productive character, capable of loving and of working; in the last analysis, then, to Freud health and virtue are the same.”


Sayfa 64: "Freud etik değerlere açıkça atıfta bulunmasa da, örtük bir bağlantı vardır: bağımlı, açgözlü ve cimri tutumların karakteristiği olan pregenital yönelimler, genital, yani üretken, olgun karakterden etik olarak daha aşağıdır. Freud'un karakterolojisi bu nedenle erdemin insanın gelişiminin doğal amacı olduğunu ima eder. Bu gelişim belirli ve çoğunlukla dışsal koşullar tarafından engellenebilir ve böylece nevrotik karakterin oluşumuyla sonuçlanabilir. Ancak normal büyüme olgun, bağımsız, üretken, sevme ve çalışma yeteneğine sahip karakteri üretecektir; o halde son tahlilde Freud için sağlık ve erdem aynı şeydir."


Erich Fromm görüşlerini psikanaliz ve psikanalizin etikle olan ilişkisine dayandırıyor. Freud’un pek dikkat etmediği yada ilgi göstermediği bir alana bakışını çeviriyor. Freud nevrotik insanlara yönelirken Fromm normal insana, normal olması gereken insana odaklanıyor. İşin açıkçası neyin normal, sağlıklı olduğu belki tartışılabilir ama bir de makul olan şeyler var. Erich Fromm bu makulun peşinde. Nevrotik olan, sağlıksız olan hakkında konuşmak belki bir nebze daha kolay olabilir. Bir bakış açısıyla aramızda sağlıklı olan insan bulmak sağlıksız insan bulmaktan daha zor. Açıkçası ben de böyle düşünüyorum. Bu dünyada sağlıklı olabilmek de kalabilmek de çok güç. Bu kitapta anlatılan yaşama sanatının iyi icrası için gerçekten çok emek harcamak gerekiyor. Özellikle sağlıksız bir insanın kendini sağlıklı hale getirebilmesi çok güç. Belki de yanlış inşa edilmiş binanın önce yıkılıp sonra yeniden doğru bir temelle yeniden inşa edilmesi gerekiyor.


Freud, doğal gelişimimiz sekteye uğradığında hastalanıyoruz, sağlıksız hale geliyoruz diyor. Her şey yolunda giderse olgun, bağımsız, üretken, sevme ve çalışma yeteneğine sahip karakterimiz olur diyor. Yanlış mı? O kadar kötü büyütülmesek olgun, bağımsız, üretken, sevmeyi bilen, çalışkan insanlar olur muyduk? Sadece aile değil maalesef içine doğduğumuz toplum ve kültürün de bize az önceki ideal insan olmamız yönünde destek olması gerekiyor. Gerçi bu bölümde karaktere odaklandık ama bu konuyu da akılda tutmakta fayda var.


Bu şekilde 2. Bölümü bitirdik. Bir sonraki yazı 3. Bölüme başlıyorum. “İnsan Doğası ve Karakter”. 5 alt başlığa sahip uzun bir bölüm.


Kısaca bir özet yaparsak, önce ilk bölümde sorunu ortaya koyduk, insan nasıl kendisi için yaşayabilir bunun için nasıl bir bakış açısına gerek var onu söyledik. Girişten sonraki birinci bölümde Hümanist Etik ve Yaşama sanatının uygulamalı bilimi konusuna başladık. Yaşamayı bir sanat olarak görmek ne demek, Bu sanatı iyi icra edebilmek için nelere sahip olmak gerek, İnsancıl etikle otoriter etik arasındaki fark ne, insan bilimi nedir, neden öğrenmek gerekir, ve son olarak etik ve psikanaliz ilişkisine baktık.


İnsanın kendisini tanıması için antropolojiye, tarihe ve özellikle psikolojiye ihtiyaç duyuyoruz. Psikoloji derken de psikanalizi kastediyor Fromm, neden psikanalizin işe yarayacağını, insanı tanımanın, bilmenin yolu olarak neden psikanalizi kullanacağını anlatıyor.


3. Bölümle birlikte insanın derinliklerine gireceğiz. Şimdiye kadar amacını ve yöntemini anlatmış oldu. Artık insan nedir, nelerden oluşur, karakter nedir, insan nasıl daha verimli bir yaşam sürer vs. konularına gireceğiz.


Psikanaliz insanın kendisini tanıması için bir yoldur. Kendini tanımak, yeteneklerini keşfetmek, potansiyelini ortaya çıkarmak...
Psikanaliz insanın kendisini tanıması için bir yoldur. Kendini tanımak, yeteneklerini keşfetmek, potansiyelini ortaya çıkarmak...