Kendini Beğenen At Sineği / İnsan Olmak İle İlgili Yazı

Şimdiye kadar 7 bölümü geride bıraktık, 6 bölüm kaldı. Yarısını geçmiş bulunuyoruz. Kısa bir değerlendirme yapmak istiyorum.


Bazı yazılar içime sinerken bazılarını beğenmiyorum. Bir yandan bir an önce yazmak istiyorum bir yandan da uzun uzun yazayım diyorum. Beni son derece etkilemiş bir kitaba olması gerektiği gibi saygımı sunmak istiyorum. Daha önce kaç kere okuduğuma net karar veremiyorum bazen 4, bazen 5 kere okumuşum gibime geliyor. Sayının önemi yok her okuduğumda faydalandım. Önemli olan bu yazıları yazarken tekrar okuduğumda neler hissettiğim.


En son okuduğumdan bu yana sanırım en az 15 yıl geçmiştir. Bu arada ben de çok değiştim. Tabi ki sadece bu kitabı okuyarak değişmedim ama kesinlikle başlangıcım bu kitapdı. Yazmak için okuduğum şu sıralar fark ediyorum ki ilk okuduğumda çizdiğim yerleri şimdi çizme ihtiyacı hissetmiyorken o zaman önemsemediğim noktalar şimdi önemser olmuşum. Yazılarımı yazmak için önemli gördüğüm her noktayı aktarmaya çalışıyorum. Acaba değiştiremediğim yerler kalmış mı diye de eleştirel bir bakışla da okumaya devam ediyorum. Çok acı ki hala değiştiremediğim yanlarım var. Doğru olduğunu bildiğim halde hayata geçiremediğim şeyler var.


İnsan ne kadar uğraşırsa uğraşsın bazı şeyleri düzeltemiyor. Bu belki benim kişisel beceriksizliğim de olabilir genelleme yapmak ne kadar doğru bilemem. Belki de ben bazı şeyleri hiç bir zaman doğru yapamayacağım. Çok da önemli mi? İlk gençlik yıllarımdaki, 20'li yaşlarımdaki huzursuz, depresif, kaygılı, başının çaresine bakamayan, hayatının sorumluluğunu üstlenmekten kaçan Cem yok artık. Çok daha dingin, huzurlu, barışık bir insan olabildim. Beğenmediğim şeyler oldukça ayrıntılarda. Sanırım asıl önemli olan niyet. Hayata, insanlara, kendine nasıl baktığın önemli. Daha iyi olmaya niyet etmek de bir zarar görmüyorum. Eski ben kendisini net bir şekilde sevmezdi şimdiki ben ise bazı yönlerimi beğenmiyorum. Ama sorun değil. Kendimden memnunum.


Asıl ciddi sorun şu: normalmiş gibi algıladığım şeylerin aslında olmaması gerektiğini görmek. Yukarıdaki paragrafta yazdığım konudaki tehlike şu: kendini beğendiğin zaman değişimin önünü kapatıyorsun. Kendinden memnun olan kişi kendisinde değişmesi gereken şeyleri otomatik olarak göremez hale geliyor. Buradaki çelişkiyi görebiliyor musunuz? Hem kendinden memnunsun böylece değişimin önü kapanıyor, hem de kendinden memnun olduğun için aslında sorun yok. Sen kendinden memnunsun ama yaptıkların yanlışsa işte sorun orada ortaya çıkıyor.


İşte olgun olmayan, karakteri bozuk, kişiliği gelişmemiş, yalnızlıkla baş edemeyen, sorumluluklarının bilincinde olmayan, bencil....... saymakla bitmez olumsuz insanın başına gelen de bu. Kendinden memnun olan insanın ne kadar yanlış olursa olsun değişme şansı yok. Buradan şunu öğrenmek gerekiyor: Sokrates kendisini nasıl tanımlarmış biliyor musunuz?

"ben tanrı tarafından bu devlete gönderilmiş bir at sineğiyim ve bu devlet, koca cüssesi nedeniyle yavaş hareket edebilen ve canlanması gereken bir attır. Ben de tanrı'nın bu devlete musallat ettiği bir at sineği gibi bütün gün boyunca her yerde sizi uyandırıyorum, hareketlendiriyorum, azarlıyorum ve ikna ediyorum. ve eğer tanrı sizi düşünerek bir at sineği daha göndermezse, hayatınızın geri kalanını uyuyarak geçirirsiniz."

Sokrates devleti uyarmak görevini kendisine vermişti. Bu noktada bizim kendi kendimizin at sineği olmamız gerekiyor. Diğer türlü uyuyoruz ve duruyoruz. Bu kendini sevmemek anlamına gelmemeli yada kendini beğenmemek. Ben oldum dememek anlamına gelmeli. Uzun yıllar çaba harcadıktan sonra insanda tatil yapma isteği oluşur ya işte kendini değiştirme çabası da bu denli yoruyor insanı ve dinlenmek istiyorsun.


Kendimi olmuş hissetme tuzağına düştüğümü fark ettim. Bir de motivasyonum azaldı. Artık çevremde kalan insan sayısı çok az. Yaşlanmanın doğal sonucu yalnızlaşmak oluyor. Yıllar içinde arkadaşım, dostum dediğim kişilerle bağlantım koptu gitti. Kimse kalmadı çevremde. Herkes kendi yolunu çizdi. Bu çok normal. İş, güç, aile, farklı şehirler, aldatmalar, kazıklamalar, sırttan vurmalar... her şey yaşandı yıllar içinde ve insan da tecrübelerine göre yeni pozisyonlar almak zorunda kalıyor. Gençken daha toleranslı olabilirken yaşlandıkça daha seçici oluyorsun. Gençken daha atakken yaşlandıkça daha temkinli oluyorsun. Bu karakterden, olgunlaşmadan insan olmaktan bağımsız sadece yaşın getirdiği şeyler.


Yaşlanınca tamam diyorsun, yeter, bu kadarı kafi. Kendinden memnun olduğunda motivasyonun da kalmıyor. Bir de insan sosyal bir canlı. Çevresindeki insanlara göre tanımlıyorsun kendini. Göreceli yaratıklarız. Eğer bir grup içinde değilsek kendi değerimizi de tartamıyoruz. İçinde bulunduğumuz gruba göre bir değerimiz var. Kendini değerli görmen de, değersiz görmen de hayatını paylaştığın insanlara göre belirleniyor. Yaşlandıkça hayata bakışın değişiyor. Mesela ben eskiden baba değildim şu anda babayım. Baba-oğul grubuna dahilim. Kendimi eskiden baba olarak tanımlayamadığım için benim için geçersiz bir durumdu. Eskiden eştim şimdi değilim. Artık karı-koca grubuna dahil değilim. Kendimden ve eşimden memnun değildim ve değiştirmeye çalıştım değişmeyince bıraktım. Oğlumla olan ilişkimde beğenmediğim durumlar yaşıyorum ve değiştirmeye çalışıyorum işte asıl sorun da burada başlıyor. İşte kendime kızdığım noktada burada başlıyor.


Kitabı defalarca okumuş olsam da demek ki bazı huyları değiştirmek zor oluyor. Kendi ana-babamdan şikayet ettiğim şeylerin bazısını yapıyor oluşum affedilemez. Bunu yapmak kabul edilemez. Benim bile bu kadar emek harcadığım halde bazı şeyleri değiştirmeye gücüm yetmiyorsa normal bir insanın vay haline. Bu yazıları yazarken en öğretici şey bu oldu. İnsan kendi kendinin at sineği olmalı.


Keşke daha yetenekli olsaydım dediğim çok anlar oldu ama bunu en çok hissettiğim ana babalık konusunda oldu. Keşke mükemmel bir baba olabilseydim. Bunu yazarken içim rahat değil. Geçmişimin kötü anılarının bu şeyleri yazdırttığının tabi ki farkındayım. Tabi ki mükemmelliyetçi olmamak gerektiğini biliyorum. Tabi ki her insanın hata yapma hakkı olduğunu da biliyorum. İnsan oğlu düşe kalka yaşayan bir canlı. Her düştüğünde kaldığın yerden devam ettiğin sürece sorun yok.


Kitabın sonraki bölümlerinde de illa ki gözümden kaçan, uygulayamadığım şeyleri tespit etmeye devam edeceğim. Açık yüreklilikle hem kendime hem de bu yazıları okuyanlara itiraf edeceğim. Ne kendimden çekincem var ne de birileri beni yargılar diye korkum. Zaten bütün amaç bildiklerimi aktarmak değil miydi? Bu motivasyonla yazmaya devam.


Sokrates kendini at sineği olarak tanımlıyordu. İnsanları uyaran ve uyandıran bir kişi olarak görüyordu kendisini.
Yüzüne At Sineği Konmuş Adam