İyi Bir Eğitici Nasıl Olur?

Bu dönem aldığım Çocukluk Sosyolojisi dersinin eğitmeni, Doç, Dr. Arzu Arıkan beni hem şaşırttı hem de çok mutlu etti. İşini iyi yapan, severek yapan insanları görmek artık sıradışı olduğu için insan böyle kişileri görünce şaşırmadan edemiyor.


Sosyoloji Bölümünde 2. dönemdeyim. Geçen dönem 6, bu dönem 9 ders aldım, Yani 15 farklı eğitmen görmüş oldum. Bu eğitmenleri 4 sınıfa ayırmak mümkün. Aslında Arzu Hanımı görene kadar sadece üç sınıfa ayırıyordum kafamda ama kendisi başlı başına bir sınıf oluşturacak ayrı bir konumda olduğunu gösterdi. Hatta bana böyle bir değerlendirme yazısı yazdıracak kadar farklı bir kişi olduğunu da.


Öğreten insanlar şu şekilde: ilk grup görevlendirilmiş olanlar ve biran önce işimi yapıp gideyim diyenler. Göreceli olarak daha azlar ama o dersleri takip eden öğrencilerin onlardan bir şey öğrenme şansları yok. Birkaç kopyala yapıştır slayt ve kitap okur gibi okumak ve sorulan soruları görmezden gelip ders bitince ekranı kapatıp gitmek. Genelde konusunda uzman olmayan, kitabın yazarının anlattığı şeyleri en ufak yorum katmadan ezbere okuyup gidenler.


İkinci gruba geçmeden derslerin nasıl işlendiğini kısaca yazmam gerek. Daha önce de bir yazıda Anadolu Üniversitesinin takdir edilecek bir iş yaptığını yazmıştım. Bizim gibi çeşitli farklı sebeplerle örgün eğitim alamayan kişilere böyle bir açık öğretim imkanı sunmaları harika. Sundukları kaynaklar, kitaplar, özetler, çıkmış sınav soruları, örnek sorular, geçmiş senelerin ders anlatımları… saymakla bitmez mükemmel kaynaklar. Ve en mükemmeli de canlı dersler ve bizlere ders anlatanlara iletişim kurma imkanı tanıyan yazı yazma kısmı. Böyle bir imkanı bu kadar ekonomik elde etmemiz tam bir şans. Bu mükemmelliği tam anlamıyla yaşamamızı sağlayan ise sorduğumuz sorulara hocaların cevap veriyor olmaları.


İşte bu sihir soru sorduğumuzda, yada yorum yaptığımızda karşılık görmeyince bozuluyor. İşin sihri bizim muhatap alınmamızda. Üniversite eğitimini örgün olarak alamamamızın eksikliğini ancak bu imkanla giderebiliyoruz. Bu yüzden ders sırasında yazıyor olabilmemiz çok çok önemli. Şimdi neden ilk grupda yer alan eğitmenlere tepkiliyim daha iyi anlatabiliyorumdur sanırım. Bu mükemmel bir yüzdeki güzelliği bozan bir yara gibi duruyorlar.


İkinci Grupta konusunu bilen ama yaptığı işi çok da önemsemeyenler var. Öğrencilerin yazdıklarını kerhen gören ve arada bir çok gerekli görürlerse cevaplayanlar. Genelde belli bir metin üstünden çok da yorum katmadan konularını anlatanlar. Bu grup da yine sayıca az. Çok kötü değiller ama ideal de değiller.


Üçüncü grup en fazla sayıda olan, yaptığı işe değer veren, gerçekten öğrencilere faydalı olmak isteyen, yaptığı işe inanan hocalar. Ne şanslıyız ki şimdiye kadar ders aldıklarımın çoğunluğu su grupta. Karşısında bir birey olduğunun bilincinde ve onları insan yerine koyup muhatap alan eğitmenler. İyiler ve faydalı ve anlamlı bir iş yapmaya çalışıyorlar. Bu grup hocalardan kaniydim ve daha iyisi olabileceğini düşünmüyordum. Ne zaman bir şey sorsam bir şekilde cevap alabiliyordum. Belki bazen çocukca, bazen aptalca da olsa sorularımız bunu bize hissettirmeden bazen gülümseyerek bazen hafif kızarak cevapladılar. Onlar da çok farklı bir kesime hitap ettiklerinin farkındalar. Hocaların değerlendirmesini bitirdikten sonra bir de çuvaldızı öğrenenlere batıracağım ama o iğne çok can yakacak. Çünkü bu kadar kalitesiz insanlara bu hocalar şampiyonlar ligi gibi duruyorlar. Bu kısım bitince oraya geçeceğim.


Dördüncü grup hocalar diyeceğim ama bir kişi olduğu için fiziki olarak grup yada sınıf olarak değerlendirmek mümkün değil ama kategorik olarak yapmak zorunda olduğum için dördüncü gruptaki hocaya geçeyim.


Doç. Dr. Arzu Arıkan. 3. grupda olanlardan farkı ne? 3. gruptakiler de yaptığı işe saygı duyduklarını hissettiriyorlardı, onlar da faydalı olma kaygısı ile hareket ediyorlardı aynen Arzu Hanım gibi. Arzu Hanım bir şey daha ekliyor buna yaptığı işi bize değerlendirttiriyor. Yani bizden geri dönüş istiyor. Kendisini değerlendirmemizi istiyor. Sadece bu değil anlattığı konuyu eleştirmemizi istiyor. Sadece o da değil, bizi değerlendiriyor. Sadece sorularımızı cevaplamakla kalmıyor bizi de derse katıyor. Bu açık öğretim ortamında örgünlüğe bizi en yakınlaştırabilecek imkanı veriyor.


Bu ilişki biçiminin tek dezavantajlı durumu olan tek taraflılığı elinden geldiği kadar ortadan kaldırmaya çalışıyor. Düşünün bir ders anlatmış ve işi bitmiş, sonra anlattığı videoyu yorumları okuyarak, gözden kaçırdığı şeyleri görerek bir sonraki derste geri dönüş yapıyor. İşte bu nokta diğer hocalardan farklı olduğu yan. Şimdiye kadar birçok hoca ders sırasında sorduğum sorulara cevap vermişti ve onlardan razıydım ama Arzu Hanımın konuyu bu yaklaşımı ile bir üst noktaya taşıması onu bir üst grupda değerlendirmeme sebep oldu.


Bu noktada benim yaptığım işe verdiğim değerden söz etmem gerek. 47 yıl sonra yeteneklerini keşfetmiş olmanın kırgınlığı var üzerimde. Tamam, hiç keşfetmeden de ölebilirdim diyerek bir züğürt tesellisi buluyorum ama aslında kaybedilmiş bu yıllara acımadan da edemiyorum. İçimde ukde olan sosyolojiyi keşke iyi hocalardan yüz yüze alabilseydim, dersleri yüz yüze takip edebilseydim, onlara sormak istediklerimi yüzlerine sorsam, aktif bir şekilde öğrenebilseydim.


İyi bir sosyolog olmayabilirim ama sosyolojiyi çok iyi öğrenebileceğimi biliyorum. Zamanında doğru adımları atmış olsam çok iyi bir sosyolog da olabilirdim. İşte bu kaygılarla açık öğretime devam ediyorum. Arzu Hanım içimdeki bu ukdeye temas ettiği için sanırım bu şekilde bir duyguyu kapıldım. Daha önce Nadir Bey de, Temmuz Hanım da beni muhatap alıp yazdıklarıma cevap vermişlerdi. Onlar da kendimi değerli hissetmeme yol açmışlardı ama o yazışmalar karşılıklı idi.


Az önce çuvaldız batıracağım dediğim öğrenenler kısmıyla ilgili de birkaç tespit yapıp yazıyı bitireceğim. İlk olarak sadece bu dersleri takip ettiğim kişilere değil ülkenin genelinde insanlara karşı bir tepkim var. Eğitimsiz olanlara çok sözüm yok, zaten eğitim almamış oldukları için eleştirmenin de çok anlamlı olmadığını düşünüyorum. Ama eğitimli insanların olması gerekenin altında olduğunu görünce kızmamak elde değil.


Üniversite seviyesinde olan insanların belle bir seviyede olmaları gerekiyor. Tabi ki açık öğretimde olduğumuzun ve beklentinin düşük olması gerektiğinin farkındayım. Herkesi kendim gibi algılamamam gerektiğini de biliyorum ama elimde olmadan da eleştiriyorum. Sosyolojiyi benim algıladığım gibi algılamıyorlar. Aralarında benim bakış açımda olanlar da var. Kendilerini geliştirmek isteyen, öğrenmek isteyen kişiler. Ama sırf diploma sahibi olmak, sadece sınıf geçmek için eğitim görenlere kızıyorum. 35-40 alırsam geçebilirmiyim kaygısı ile hareket edenlere kızıyorum. İnsanların bu derslere son çare olarak baktıklarını, ellerinde bir diploma olsun da, 4 yıllık bir okulu bitirsinler de gerisinin boş olduğunu biliyorum. Ama bunların farkında olmak içimde kızgınlık oluşmasını engellemiyor. Herkes yüksek IQ’ya sahip değil, herkesin kültürel sermayesi, ekonomik sermayesi yüksek değil. Evet, sanırım beni asıl üzen de bu acı gerçekler. Beni asıl üzen insanların çaresizliği.


Neyse, Arzu Arıkan gibi bir hocadan ders alabiliyor olmanın şansını değerlendirerek devam edeceğiz. Diğer hocalara haksızlık yapmak istemem, genel olarak çok güzel dersler işliyoruz ama kendimce hocamızın hakkını teslim etmek istedim.


Sosyoloji yolculuğu devam ediyor. Çok keyifli.