top of page

İnsan Üremesini Doğru Yorumluyor muyuz?

Bir süredir üstünde durduğum bir konu var. Bugünümüzü anlamak için insanın evrimsel gelişimini anlamanın çok kritik olduğunu düşünüyorum. Yani bugün her ne yaşıyorsak bunun temelleri bizlerin 200-300 bin yıllık (hatta milyon yıllık) evriminde saklı.

Bu anlama çabasında erkeklerin ve kadınların neden seks yaptıklarını anlamak çok önemli. Bir süredir insan evrenselleri ve cinsel ilişki tarihi üzerine makaleler ve kitaplar okuyorum. En son Malinowski'nin Baloma ile ilgili makalesini (BALOMA; TROBRIAND ADALARINDAKİ ÖLÜLERİN RUHLARI) okudum ve ardından da Brown'ın İnsan Evrenselleri kitabını okumaya devam ettim. Malinowski'nin makalesi cinsel ilişki ile üreme arasındaki ilişkiyi kuramayan bir toplumu anlatıyor.

Zaten insanın evrimsel geçmişinde bu ilişkiyi ne zaman kurduğuna dair çok ciddi tartışmalar var. Bazı antropologlar seks ve doğum ilişkisini 150 bin yıl önce kurduğumuz söylüyor. Bazıları ise bunu ancak hayvanları evcilleştirdiğimiz zaman becerdiğimizi yani ancak son 15 bin yıldır seks ve üreme arasındaki ilişkiyi çözdüğümüzü söylüyor. Hangisi olursa olsun aslında çok da önemli değil. Çünkü bizi biz yapan özelliklerimiz kazandığımız son 300 bin yıllık evrimimizin başlarında bunu bildiğimizi iddia eden yok. Peki seks ve üreme ilişkisini kurmamız neden önemli?

Yukarıdaki soruya az sonra değineceğim ama Brown'ın İnsan Evrenselleri kitabını okurken aslında amacım bu konuya odaklanmak değildi. Hatta az sonra alıntısını yapacağım Symons'ın kitabını ayrıca başka bir yazıda ele almayı düşünüyordum ama burada bir kez daha karşıma çıkınca yazmadan duramadım. Söz konusu müthiş kitap "İnsan Cinselliğinin Evrimi - The Evolution of Human Sexuality", yazarı da DONALD SYMONS. Benim şu anda alıntı yaptığım kitap ise "İnsan Evrenselleri -Human Universals", yazarı Donald E. Brown.

Kitabın 165. sayfasında Evrim Teorisi Başlığının altında "Akrabalık" altbaşlığında Symons'ın az önce bahsettiğim kitabından bahsediyor:

"Bu, bizi bir an için kayırmacılıktan uzaklaştıracak bir örnekle kolayca açıklanabilir. Symons (1979), insan erkeğinin nispeten genç kadınlarla ve mümkün olduğunda çoğul olarak cinsel ilişkiye girmeyi tercih edecek şekilde adapte olduğunu savunmaktadır. Doğal koşullar altında, duygusal gücü evrensel olarak kanıtlanmış olan bu tür dürtülerle hareket eden insan erkeği, üreme sonuçlarını hesaplamış olsun ya da olmasın, üreme başarısını arttırmak için çok şey yapmıştır. Ancak, etkili doğum kontrol önlemlerinin kolayca bulunabildiği günümüz koşullarında, erkekler üremeden vazgeçmekten seks yapmaktan çok daha fazla hoşnuttur. Bu durum, seçici güçlerin üzerinde etkili olduğu fenotipik zihinsel mekanizma(lar)ın uygunluk hesaplaması (erkekler için çoğu zaman kayıtsız kalınan bir konu) değil, genç kadınları görünce cinsel uyarılma eğilimi gibi özellikler olduğunu kuvvetle düşündürmektedir."

Cinsel ilişki ile üreme arasın kurduğumuz ilişkiyi çözmek zorunda olduğumuz düşünüyorum. Bu paragrafı okuduktan sonra aşağıdaki yazdıklarımı not ettim. Bu konu hakkında daha önce de bir çok yazı yazmıştım. O yüzden aslında kendimi tekrar ediyorum ama bir şekilde bu konuyu çözmenin çok önemli olduğunu düşünüyorum.

Burada yazılanlar benim takıldığım nokta işte. Özellikle insanların ama belki de tüm canlıların yaşadığı şeyi istemeden de olsa yanlış yorumluyoruz. Yani cinsel ilişkiye anne baba olmak için giriyormuşuz yanılgısından bahsediyorum. Canlılar cinsel ilişkiye üremek amacıyla girmiyorlar. Asıl dürtü zevk. Yani aslında zevk aldıkları için canlılar seks yapıyor ve bunun sonucunda üreme gerçekleşiyor. Sebep sonuç ilişkisini karıştırıyoruz gibime geliyor. Sanki canlılar üremek için seks yapıyormuş yanılgısına düşüyoruz. Aslında üremek sadece sonuç. Bilinçli tercih değil. 

Bunu çok önemsiyorum. Çünkü erkeklerin neden seks yaptığına karar vermemiz gerekiyor. Eğer erkek içgüdüsel olarak maksimum sayıda kadınla cinsel ilişkiye girmek için evrildiyse o zaman sonradan bilinç kazanarak üremekle seks arasındaki ilişkiyi kurduğumuzda her şey değişmiş oldu. Yani sadece içgüdülerine göre hareket eden bir canlı yaptığını anlamlandırmak zorunda kaldı. Aslında baba olmak gibi bir derdi olamayan tek derdi olabildiğince çok karşı cinsle seks yapmak olan bir canlı kendini bambaşka bir durum içinde bulmuş oldu.

Bu insan topluluklarının yaşadığı toplumsal düzeni anlamak için kritik bir öneme sahip bir bakış diye düşünüyorum. Toplumsal düzenimiz, hiyerarşik yapımız, eşitsizliklerimiz, ataerkil düzen vb. gibi yaşadığımız şeyleri anlamak için çıkış noktamızı doğru tespit etmeliyiz diye düşünüyorum.



Comments


bottom of page