İlk Aşama Bitti, Zirveye yolculuk Başladı

Heyecanlı, yoğun ve hızlı geçen 2 ayın ardından ilk sınavlarımızı olduk. Cumartesi 5(!), pazar günü 1 sınav. En yüksek 82, en düşük 75 alıyorum. Notların çok da önemi yok. Zaten not için çabalamıyorum ama ne kadar öğrenebildiğimin bir göstergesi olması açısından bir parça da olsa önemli.


Bu şekilde sınava tabi tutulmakla ilgili birkaç tespitim var. Önce şunu söyleyeyim. Hayatım boyunca ilk kez, okumak ile amacım sınava girmek, ders geçmek olmadığı için çok farklı duygularla sınava hazırlandım. Böyle bir deneyimim daha önce yoktu o yüzden biraz da şaşırarak geçirdim bu süreci. (Yine çok şey yazmak isteyip da klavyemin düşünme hızıma yetişmemesi durumunu yaşıyorum)


Sırayla başlayayım. 20 yıldan fazla öğrencilik hayatım olduğunu düşünürsek, bunun ilk 11 yılı zaten zorunlu olduğu için hesaba katılmadan (ama zorunlu olsa da tamamen sınav alt yapısının oluşması dolayısı ile önemli bir dönem) guya! benim tercihimle gittiğim üniversitede de bu duyguyu yaşamamıştım. Sınava hazırlanmak öğrenme eyleminin saflığını bozuyor. Öğrenmek, bilgi edinmek, kendine katmak için değil de soru çözmek için okudukca asıl odak noktası bilgi değil yüzeysel bir soru cevaplama eylemi haline dönmüş oluyor. Bu durumda problem şu oluyor, ödül için yapmak ve isteyerek yapmak arasındaki çelişkili tuzağa düşmüş oluyorsun.


Özgür Bolat’ın kitabında bir örnek okumuştum ve unutmadım. Kısaca özetleyeyim. Bir adam varmış, zemin katta oturuyormuş, evinin önünde çocuklar oyun oynarken çok gürültü yapıyor ve adam da bu durumdan şikayetçi oluyormuş. Çocukları oradan uzaklaşsın diye uyarıyor ama çocuklar onu dinlemiyorlarmış. Adamın evinin önündeki demir parmaklıklara vurup ses çıkarmaktan zevk alan çocuklara adam bu yaptıkları karşılığında para teklif etmiş. Demiş ki eğer bu parmaklıklara bu şekilde vurarak oynamaya devam ederseniz size 20 TL vereceğim. Çocuklar çok sevinmişler ve şevkle parmaklıklara vurmaya devam etmişler, ertesi gün adam çocuklara 10 TL vermiş, çocuklar biraz canları sıkkın yine demirlere vurmaya devam etmişler, ertesi gün 5 TL verince şikayetler artmış ve sonraki gün para vermeyince çocuklar şevkle yaptıkları işi bırakmışlar.


Bu hikayeden çıkacak ders ne? Yani bir insan zaten yapmaktan zevk aldığı işi bir çıkar uğruna yapmaya başlarsa bir süre odak noktası kayıyor. Benim durumumda zevkle okuduğum şeyleri bu sefer sınava hazırlanmak için okuyunca o yapaylığı hissettim. İşin özünü, mantığını, anlamını öğrenmeye çalışırken sırf sorulabilir diye tarihler, kişi adları vb ezbere dayalı şeyleri ezberlemeye çalışırken buldum kendimi.


Benim için şaşırtıcı olan kendimi suçlu hissetmek, yaptığım işe (öğrenmek) saygısızlık yaptığımı hissetmek. Bunu daha önce deneyimlememiştim. Sınavlara girmiş çıkmış, okumam gereken şeyleri okumuş ve sonuçta da mezun olmuştum okuduğum bölümden. Acı olan şey böyle da bir durumun olduğunu daha önce görmemiş olmam. Kültürel sermayemde böyle bir birikim yoktu. Ve asıl acı nokta Türkiye'de hiçbir öğrencinin böyle bir duyarlılık geliştirme ihtimali yok. Hepimiz sınavlara giriyoruz. Ve bildiğimiz tek tür eğitilme (!) şekli bu. Biz eğitimin bu olduğunu sanarak devam ediyoruz yaşamaya. Öğrenmenin zevki yerine sınavdan geçme çabası: Bu işin sonunda amaç kayması yaşanmaması mümkün değil. Sırf birilerinin benim bilgimi ölçmek için hazırladığı soruları çözmek uğruna ders çalışmaya başladığım anda işin sihri kayboluyor.


Sanırım anlatmak istediklerimi yeterince anlattım. Sınavlara hazırlanırken hissettiğim buydu. Zaman ayarlaması sorunu yaşadım. Bir haftalık okul tatili bütün düzenimi bozdu. Düzen bozulunca aksaklıklar başladı ve bir süre sonra planladığım çalışma düzenine uyamaz oldum. Düzen seven bir insanım, yada düzen bozulunca yeni düzene adapte olamayan bir insanım desem daha doğru olur. Sınavların getirdiği stress bittiğine göre eski düzenimi kurmam gerekiyor.


Kontrol edemediğim ve çok önemli bir ağırlığa sahip bir parametreyi hesaba katmam gerektiğini unutuyorum.


Ben hayatımı devam ettirmek için çalışmak zorundayım. Nefret ettiğim bir işe her gün gidip gelmek zorundayım. Nefret ettiğim bir çalışma ortamında, nefret ettiğim insanlarla muhatap olarak günümün çok büyük bir kısmını geçirmek zorundayım. Bu demotive edici durumun üstesinden gelebilmek için ekstra çaba harcamam gerekiyor.


Aslında bir parça suçlu hissediyorum kendimi. Sanki harcamam gereken enerjiyi tamamen harcamıyormuşum gibi. Kendime haksızlık etmek istemiyorum ama bir yandan kendime kızarken buluyorum. Neden bu kadar geciktin neden daha önce başlamadın diye. Her neyse olmuşla, ölmüşle uğraşmak zaman kaybı. Önümüze bakalım.


Sonuçta İlk 4 üniteler bitti. O kadar çok şey öğrendim ki. Stratejim işe yaradı. Çok hızlı ve yoğun bir bilgi bombardımanına maruz bırakmıştım kendimi. Ve 2 ay gibi bir sürede 3 ay öncesine göre kendime kattığım şeyler muazzam. İlk aklıma gelenleri yazayım.

Önce kişiler: 1. Comte 2. Simon 3. Spencer 4. Durkheim 5. Weber 6. Marks 7. Parsons 8. Malthus 9. Smith 10. Adorno 11. Bourdieu 12. Gramsci 13. Althuser 14. Foucault 15. Simmel 16. Tönnies 17. Dilthey 18. Mead 19. Barthes 20.


Şimdi de kavramlar: 1. Toplumsal Olgu 2. İdeal Tip 3. Demir Kafes 4. Sosyalfizik 5. Sembolik Etkileşimcilik 6. Demografik Geçiş 7. Bağımlılık Okulu 8. Frankfurt Okulu 9. Eleştirel Yaklaşım 10. Çatışmacı Yaklaşım 11. Hermeneutik 12. Yapısalcılık 13. Nitel ve Nicel Yöntem 14. Survey 15. İdeolojiler 16. İstihdam 17. Kültürel Gecikme 18. Hegamonya 19. Devletin İdeolojik Aygıtları 20. Habitus 21. Sanayi Devrimi 22. Fransız İhtilali 23.


O kadar çok şey kattım ki kendime, inanamıyorum. Bunlar ilk aklıma gelenler. Daha onda biri bile değil. Ve yazdıklarım, yazmak isteyip de zaman bulamadıklarım, kafamda oluşan düşünceler. Bir de okuduğum diğer kitaplar. Sosyolojinin felsefesini anlama çabalarım. Çok dolu geçen iki ay. Güzel başladım, iyi gidiyorum.


Umarım ölmeden önce hedefime ulaşırım. Eğer şimdi ölürsem çok üzülürüm. Yarım kalmış bir hayat yaşamaktan dolayı. En azından bu işin sonunu görmeliyim. Benim Everestim de bu olacak. Mezun olduğum da ilk zirvemi tırmanmış olacağım. Sonra yüksek lisans ve doktora. Umarım sonuna kadar gidebilirim.


Hedefime ulaşmadan ölürsem üzülürüm. Yarım kalmış bir hayat yaşamak istemiyorum.
Hedef Zirve