6.2 Engin Geçtan / İnsan Olmak / Kaygı (2)

Güncelleme tarihi: 1 Kas 2020

Geçen yazı (Kaygı (1)) çok yoğundu. Yazarken akıp gittim. Kitabı falan unuttum. Kaygı konusu her şeyin başlangıcı. Korkan insanın, kaygılı insanın ilerlemesinin mümkün olmadığını yaşayarak öğrendim. O yüzden bu aşamayı anlamadan ilerlemek mümkün değil, biliyorum. Neyse, kitapla devam edeyim artık. Önceki yazıyı okumadan buraya geçmemenizi tavsiye ederim. Hatta o yazı belki de ilk yazı olmalıydı. Çok önemli tavsiyeler verdiğimi düşünüyorum.


Acı ama gerçek olan şu ki ana-babamız bizi aşağılarken yada varsa abi ablanız tarafından aşağılanırken bu çok normalmiş gibi davranırlar. Bir çocuğu aşağılamak kadar aşağılık bir davranış olamaz. Çocuk hata yapabilir, çocuk yanlış davranabilir, çocuk dikkat çekmek isteyebilir, çocuk ilgi isteyebilir... neticede çocuk işte. Çocuklar saftır, bazen aptalca da davranabilirler ama bu onların aşağılanmasını, hor görülmesini gerektirmez. Kendi oğlumdan biliyorum. O kadar duyarlı ki en ufak yanlışım onun duygusal yönden yaralanmasına yol açıyor. En ufak haksız davranışım onu çok üzüyor. Bilmeden kalbini kırdığım da bana olan güvenini ne kadar hasar aldığını görüyorum. Bakın, ben ortalamanın üstünde duyarlı bir baba olarak bu şekilde üzüyorsam oğlumu cahil anne babaların çocuklarına ne kadar zarar verebileceklerini hayal bile edemem. Ben yaşadım. Zeki olmanın laneti de olabilir. Yaşadığım her şeye anlam verebilme kabiliyetim vardı. Doğru veya yanlış yaşadığım her şey ben de iz bıraktı. Belki kafam çok çalışmasa, belki ne yaşadığımı algılayamayacak olsam bu kadar etkilenmezdim ama çok etkilendim. Kendimi üstün görmek gibi bir derdim yok. Hava atmak için de yazmıyorum durum tespiti yapmaya çalışıyorum.


Ana-babaların kendi konforları için çocuklarını susturduklarını çok iyi biliyorum. Yıllar geçip de benim oğlum olduğunda dedesinin torununa karşı tutumunu gözlemlemek çok faydalı olmuştu. Oğluma az bir şey şımarıklık yaptığında ne kadar kızdığını gördüğümde anlamıştım ben çocukken nelere maruz kaldığımı. Halbuki bir dede olarak daha hoş görülü olmasını beklersiniz ama öyle olmamıştı. Ya da belki bu hoş görülü haliydi. Torun dedesinin gözüne girmek içi zıplayıp hoplayıp ona yeteneklerini göstermeye çalışırken babam ne yaptı. Otur, şımarıp durma deyip azarladı. Oğlumla göz göze geldik ve ben aferin oğlum çok güzel zıplıyorsun dediğimde gözlerindeki mutluluğu görmek ne kadar güzeldi. Buradan şunu anladım. Ben de çocukken belli ki buna benzer şeyler yaptığımda aynı muameleye belki de daha şiddetlisine maruz kalmıştım. Kim bilir ne kadar hayal kırıklığına uğramış olmalıyım. Bu sadece bir örnek. Çok basit bir örnek. Ama öğretici bir örnek. İşte böyle böyle sevgisiz büyütüldük, işte bu şekilde benliğimiz ortadan kaldırıldı.


Kitapla devam edemeyeceğim sanırım. Anlatma isteğime dur diyemezsem ilerleyemeyeceğim.


Kaygılı insanın kendisini yeteneksiz ve yetersiz bulmasının gerisinde, düşmanca eğilimlerinden kaynaklanan kendini lanetleme duygulan bulunur.

Gereken donanımlardan yoksun olarak büyüyen çocuk karşılaştığı sorunları çözemedikçe bir kısır döngüye giriyor. Çözemediği için kendine kızıyor, kendine kızdığı için kendisin geri çekiyor. Bir süre sonra daha da içine kapanık hale geliyor. Okulda kendini ifade etmekten korkuyor, arkadaşları ile oynarken sinik davranıyor bir türlü kendisini ortaya koyamıyor. Bir çocuğun kaygı ile başedebilmesi o kadar zordur ki, zaten genelde başedemez ve kendisini sevmeyerek yaşamına devam etmekten başka bir yol bulamaz. Bu çaresizlik hissine yol açar. Domino taşı gibi her şey birbirini tetiklemektedir. Hayat çocuğun üstüne üstüne gelir. Bu halde bir çocuğun sağlıklı kalabilme ihtimali yoktur.


Kaygı duygusunun yoğunluğu oranında davranışlar da aksar, algılama ve dikkat bozuklukları ortaya çıkar. Kaygılı kişi davranışlarını kaygı yaratan durumlardan kaçınmak amacıyla yönlendirdiğinden çevresindeki diğer seçenekleri algılayamaz. Bu durum yaşam alanının kısıtlanmasıyla sonuçlanır. Kişinin kaçındığı ve görmezlikten geldiği durumların sayısı artıkça davranışları da kısırlaşır. Dolayısıyla kendisine doyum sağlayabilecek birçok kaynağı da değerlendirmemiş olur.

Kaygının içine hapsolmuş kişi yavaş yavaş yaşamdan da kopar. Öğretmen soru sorduğunda bir öğrenci cevabı bildiği halde neden/nasıl parmak kaldıramaz,? Bir gencin neden çok hoşlandığı bir kız karşısında dizlerini bağı çözülür? Futbol maçı yapılırken neden onu ya defansa ya da kaleye koyarlar da o da ses çıkaramaz.?Daha çocukken kaybetmeye alışır insan. Yetişkin olduğunda ne olur? Bir anda mucizevi bir değnek omuzuna dokunur da çok mu başarılı bir insan olur? Mümkün mü böyle bir şey? Mahallenin uslu çocuğu yetişkin olduğunda ise işe yaramaz bir insan olur çıkar.

Kaygı duygusunu yaşamamak için geliştirilen kaçınma tepkileri çeşitli biçimlerde görülür: ilkinde, kişi kendisinde kaygı yaratan durumlardan uzak durmaya çalışır, örneğin, bir insan çok iyi bildiği bir konuda bile kalabalık karşısında konuşmaktan kaçınabilir; konuşmaya başladığında sesinin titreyeceğinden ya da yüzünün kızaracağından korkabilir.
Kaygı duygusundan kaçınmak için kullanılan bir diğer mekanizmada kişi, çevresinden ve kendi iç dünyasından kaynaklanan ve kaygı yaşanmasına neden olan durumları algılamamaya çalışır........ insanlar vardır, yalnızlık ve mutsuzluklarına karşın her şey yolunda gidiyormuşçasına davranırlar ve mutlu olduklarına kendileri de inanırlar. Gerçek durumlarını kabul etmenin vereceği acıya katlanamaz, ama bunun karşılığını kendilerine yabancılaşarak ve de " sorunlarına çözüm getirebilmek için gerekli etkinliği gösterememekle öderler.

Daha önce de yazmıştım. Kaygılı insan yaşayamaz yaşıyormuş gibi davranır. Bir çeşit yaşama taklidi. Bir grup insanın çevresine aldırmadan dans ettiğini düşünün kaygılı insanları şıp diye tanırsınız. Böyle kişiler böyle ortamlarda çok huzursuz olurlar. Ya hiç dans etmeye bile yeltenmezler ya da sahnenin bir kenarında kimsenin görmeyeceğini düşündüğü bir köşede dans ediyormuş gibi yaparlar. Hem yaşamak isterler hem de beceremezler. Bu durum nasıl değişir? Nasıl başka insanların gözünde küçük düşmekten korkmaktan vazgeçerler? Aslında bundan kurtulmanın yolu denmekten geçiyor. Demiştim ya kaygılı insan kendi algısıyla dünyayı görür. Normalde sıkılmaması gereken yerde kaygılı kişi sıkılır, normalde korkulmaması gereken yerde kaygılı insan korkar, normalde utanılmaması gereken yerde kaygılı insan utanır. Aşağılanma, reddedilme, hor görülme, beğenilmeme, sevilmeme korkusu iliklerine kadar işlemiştir.


Belki bir kızdan hoşlandığını söylemek konusunda çok zorlansa da kendine karşı samimi olabilir. Diyelim lisedesin ve bir kızdan hoşlanıyorsun. Şimdiki aklım olsa şunu yapardım. Alırdım kağıdı kalemi elime hoşlandığım kıza yazardım. Senden hoşlanıyorum ama bunu sana söyleyecek kadar cesaretim yok. Umarım sana bunları yazdığım için benimle dalga geçmezsin. Zaten az olan kendime güvenim iyice sarsılır. Senden bir beklentim yok. Sadece kabuğumu kırmaya çalışıyorum. Bunu yazardım ama herhalde veremezdim. Ama bir yerden başlamam gerektiğini de bilirdim. Reddedilme korkusunu aşmanın yolu birisinin seni reddetmesi ve bu red olayının dünyanın sonu olmadığını anlamaktır. Sanki ilk reddedilen sen misin sanıyorsun. Sen elmayı seviyorsun diye elma da seni sevmek zorunda değil ki. Uzun lafın kısası. Burada amaç donanım kazanmak.


Bu işi lisede yapamazsan üniversiteye sarkacak. Orada işin daha zor. Karşındaki kız da sen de büyümüş durumdasın. Aynı taktik komik duruma düşmene sebep olur diye düşünüyorsun. Ama sen ne kadar cesur olursan karşında ki de seni o derece takdir edecektir. Yöntem sana kalmış. Ya cesur bir şekilde dayak yemeyi göze alacaksın ve sonunda belki de bir ödüle kavuşacaksın . Yani risk almadan bunu bilemezsin. Ya da hiçbir şey yapmayacaksın, dayak da yeme riskin olmayacak ama risk almadığın ödüle kavuşma şansın hiç olmayacak.


Çoğu insan kaygılarının farkında değildir. Bu tür duygularının varlığını ancak kaygı içerikli bir düş gördüğünde ya da günlük yaşamı dışında kalan, örneğin önemli bir kişiyle görüşmeden önce yaşadığı kaygı gibi durumlarda fark edebilir. Kimindeyse kaygı benliğin öylesine sürekli bir parçası durumuna gelmiştir ki, bir başka türlü varolunabileceğini bilmediği için, yaşadığı tedirginliğin olağandışı bir durum olduğunu farkedemez bile.

Çok önemli bir cümle. Kaygılı ama kaygılı olduğunun farkında değil. Böyle insanlara durumu anlattığınızda da son derece güçlü bir şekilde karşı çıkarlar. Kaygılı insanın turnusol kağıdı geceleri uyumakta zorluk çekmek olabilir. Eğer kafanı yastığa koyduktan sonra bir türlü uykuya dalamıyorsan bil ki kaygılısın.


Takıntılı olan insanlar, evhamlılar, fobisi olanlar, tereddüt eden insanlar, kararsızlık yaşayan insanlar, insan ilişkilerini ast üst şeklinde görme eğiliminde olanlar, ülser, gastrit gibi sinirle bağlantılı hastalıklara sahip insanlar, hastalık hastası insanlar aslında kaygılıdırlar ama bunu bu şekilde ifade etmezler.

Hangi biçimde yaşanırsa yaşansın kaygı ve buna eşlik eden çaresizlik duyguları, günlük yaşamın sorumluluklarını üstlenebilmek için gerekli beceri geliştirememiş ve gerçek benliğine yabancılaşmış olmanın belirtileridir. Bu becerilerden yoksun bir insan hazırlıklı olmadığı yarışmalı bir dünya içinde kendini güvensiz ve yetersiz hisseder.
Bir insanın kaygılarından kurtulabilmesi için tek yol, kendi varoluş sorumluluğunu üstlenebilmesidir. Bu sorumluluk gereğinde kendimiz için başka insanların desteği ve yardımını alabilmeyi de içerir.

Bu son iki alıntı aslında herhangi bir ekleme yapmayı gerektirmiyor. Kaygılı insanların durumunu ortaya koyuyor. Bir sonraki bölümde de sorumluluk konusu işlenecek. Bazen yaptığım yorumlar çok mu yersiz diye şüphe ediyorum. Belki bazen gereksiz şeyler de yazıyor olabilirim ama kendimi tutmakta çok zorlanıyorum. Ben bu konunun eğitimini almış bir kişi değilim ben işin tedavi olan tarafındayım. Ben değişen ve dönüşen taraftayım. Bu işlem sırasında sadece bu kitaptan da yararlanmadım. okuduğum yüzlerce kitap, izlediğim yüzlerce film, belgesel katkıda bulundu.


Sadece bir yol göstermeye yardımcı olmaya çalışıyorum. Bu kitap zaten yeterince mükemmel ama arada bir deneyimlerimi de ekleyerek konunun daha iyi anlaşılmasını sağlamaya çalışıyorum.


Bir sonraki bölüm sorumluluktan kaçış.