top of page

Ataerkil Düzenin Kökenleri: Evrimsel Bir Perspektif


Kadın erkek ilişkisinin kökenlerini ve bugün neredeyse tüm dünyada neden ataerkilliğin bu kadar hâkim olduğunu çözmeye, anlamaya çalışıyorum. Bu konuya evrimsel açıdan bakıyorum. Hemen hemen tüm konularda olduğu gibi bu konunun kökeninin 300-400 bin yıllık evrimsel geçmişimizde saklı olduğunu düşünüyorum. Bugün sahip olduğumuz fiziksel ve zihinsel yetilerimizin kökeninin orada aranması gerektiğini düşünüyorum.

Bir konu hakkında fikir üretirken bundan 30-40 bin yıl önce yaşadığımız koşulları hayal ederek yola çıkmamız gerektiğini düşünüyorum. Bugün sahip olduğumuz her düzene, kurala, yasaya, norma, kuruma dair şeylerin o dönemde yaşadığımız olayların izlerini taşıdığını düşünüyorum.

İnsanın Temel İçgüdüleri

İnsanın en temel iki içgüdüsünü asla unutmamalıyız: hayatta kalmak ve soyumuzu devam ettirmek. Bu iki içgüdü hem kadınlarda hem erkeklerde var ama özellikle ikincisi yani soyun devam ettirilmesi güdüsünün asıl taşıyıcısının kadınlar olduğunu düşünüyorum. Erkeklerde bu içgüdü yok demiyorum, ancak asıl taşıyıcısının kadınlar olduğunu düşünüyorum. Neden kadınlar soyun devamını erkeklerden daha fazla önemsemiş olsun ki? Bunun kaçınılmaz olduğunu düşünüyorum.

Kadının ömrü boyunca sahip olabileceği çocuk sayısı sınırlıdır. Bir kadının 16 yaşından 36 yaşına kadar doğurgan olduğunu farz edelim. En iyi şartlarda bu yirmi yılda 10 çocuğa sahip olma potansiyeline sahiptir. Erkek için ise bunun teorik olarak bir sınırı yok gibidir. Yani sahip olabileceği çocuk sayısı birlikte olduğu kadın sayısı ile orantılıdır. Eğer bir erkek bin kadınla seks yaparsa bin çocuğa sahip olma potansiyeli vardır diyebiliriz. Zaten bu tartışmaya gerek bile yoktur. Çünkü kadının soyun devamındaki rolü bilinse bile erkek için zaten böyle bir bilinçten bahsedilemez. Erkek çocuk sahibi olmak için seks yapmaz. Gerçi kadın da bunun için seks yapmıyor ama zaten bu duruma içgüdü dememizin sebebi de bu. Bu bilinçli bir karar değil. Madem bilinçli bir karar değil o zaman neden soyun devamı için erkek değil de kadın sorumlu olsun ki diyebiliriz. Tamam seks ile doğum arasında bir ilişki kurulmuş değil ama sebebi her ne olursa olsun kadın doğum yapıyor. Yani kadının doğan bebekten tek sorumlu kişi olması onun bebeğe yüklediği anlamı da etkiliyor.   

Günümüzde kadının annelik içgüdüsünden çok kolay bahsederken erkeğin babalık içgüdüsü vardır diye o kadar kolay söyleyemememizin arkasında bu durumun olduğunu düşünüyorum. 


Seks ve Üreme İlişkisi

Cinsel ilişki ile bebek doğumu arasında ilişki kurmanın çok modern bir konu olduğunu biliyoruz. Yani tarım devrimine denk gelen dönemlerde olduğunu söyleyenler de var ya da belki biraz daha öncesi, ama kesinlikle o kritik 300-400 bin yıllık dönemde bu bilgiye sahip değildik. Yani seks ve üreme arasındaki ilişkinin kurulmuş olup olmaması ürettiğim fikirlerde çok kritik bir yer tutuyor. 

Doğan bebeğin nereden geldiğine dair bilgimizin tarım devrimi ile kesinleştiğine dair düşüncelere katılıyorum. Hayvanların evcilleştirilmesi ve seçici üremeyi keşfetmiş olmamız bizim seks ile doğan yavru arasında ilişki kurduğumuzu gösteriyor. 

Hayvanları evcilleştirmeye ve özellikle onları ihtiyacımıza göre seçici üretmeye ne zaman başladık? Bilim insanları, yaklaşık 10-15 bin yıl öncesine işaret ediyorlar. İlk olarak köpeklerin, sonra da koyun, keçi, domuz, sığır, tavuk gibi hayvanların evcilleştirildiği düşünülüyor. Doğan bebekler ile seks arasındaki ilişkinin de bu dönemlerde keşfedildiğini söyleyebiliriz.

Seks ile bebek arasında ilişki kurmak neden önemli? Çünkü bugün doğan bebeğin anne ve babasından bahsediyoruz, ama bundan 40 bin yıl önce bundan bahsedilebilir miydi? Doğan bebeğin annesinin kim olduğunu yüzde yüz biliyorduk ama seks ve baba ilişkisinden haberimiz yoktu. Doğan bebeğin anne babasının kim olduğunun fark edilmesine kadar geçen sürede seks sadece doğal bir ihtiyacın giderilmesi için yapılan bir eylemdi. Daha fazla bir anlam yüklenmiyordu. 50-100 kişilik gruplar halinde yaşıyorduk ve arada sırada kadınlar ve erkekler seks yapmak istediklerinde seks yapıyorlardı.

Alfa Erkek ve Hiyerarşik Düzen

Sosyal canlılar arasında grup liderliği görülen bir şey. Çoğu durumda bu lider alfa bir erkek oluyor. Diğer erkeklerle bir kavgaya tutuşup alfa pozisyonunu alıyor ve grup içindeki dişilerle çiftleşme hakkına sahip oluyor. İnsanlar için de durum böyle miydi kestirmek güç. Bir fikir edinmek için en yakın akrabalarımız olan şempanze, goril ve bonobo gibi maymunları incelediğimizde ne görüyoruz? Burada çok farklı şekillerde ilişki türleri olduğunu görüyoruz. Goriller ve şempanzelerde alfa erkek var ve alfa erkek seks konusunda baskınken, bonobolarda ise seks daha özgürce yaşanıyor. İnsan olarak bizim durumumuzun ne olduğuna dair ancak spekülatif fikirler ortaya atabiliriz.

Bu konu ile ilgili beyin jimnastiği yaptığımızda karşımıza birkaç alternatif çıkıyor. Bir ihtimal alfa bir erkek liderliğinde ve ona tabi olan alt sınıf erkeklerden oluşan hiyerarşik bir düzen kurduğumuz söylenebilir. Günümüzde hiyerarşiye ne kadar yatkın olduğumuz, otoriteye itaat konusunda eğilimimiz olması gibi konuları düşündüğümüzde hiç de yabana atılır bir fikir değilmiş gibi duruyor. Bugün bir lider figürüne ihtiyaç duyan insan sayısı hiç de az değil. Tarih boyunca doğru liderlik yapan kişilerin arkasında binlerce, on binlerce insanın ölüme bile gözünü kırpmadan gittiğini düşününce tek bir alfa erkek lider varsayımı çok cazip geliyor.

Bir diğer ihtimal de tek bir alfa erkek yerine grup içinde yararlılığa göre hiyerarşik bir düzenin olması. Yani belki bir grup lideri vardı ama her şeyin sahibi olan tek bir lider gibi değil de bir meclis içinde başkan olan bir lider gibi yönetiyordu grubu. Çünkü insan olarak işbirliği yapma konusunda da azımsanmayacak başarılarımız var. Birlikte olduğumuzda çok zor görevleri bile başarabildiğimizi biliyoruz. Tamam, belki bir işi başarma için, iyi bir organizasyon için bir lidere ihtiyaç duyuyoruz ama aynı zamanda birlikte hareket ettiğimiz zaman başarılı olduğumuz da ortada. Tek liderin mutlak gücü uzun süre elinde tutması kolay değil. Konu seks olduğunda diyelim 50 kişilik bir grupta 25 kadın ve 25 erkek varsa. Seks yapılabilir 10-15 kadınla sadece bir erkeğin seks yapıp geri kalan seks yapma gücüne sahip 10-15 erkeğin hiç bir şey yapmadan durması pek gerçekçi bir senaryo değil. Belki çok kısa süreliğine bu gerçekleşebilir ama alfa olan erkek ilk uyuduğunda boğazının kesileceği garanti edilebilir.

Grup içinde hiyerarşik düzen ve kimin kiminle seks yapacağının kuralları konusunda elimizde net bir bilgi yok. Dünyanın çok çeşitli yerlerinde çok enteresan seks ilişkileri olduğunu biliyoruz. Çin’den, Papua Yeni Gine’ye, Nijer’den Hindistan’a çok farklı yerlerde çok farklı cinsel ilişki düzenleri görmek mümkün. Bunu şunun için önemsiyorum. Eğer dünyanın bir yerinde ortalamadan ayrılmış ilişkiler yaşanıyorsa bu tarihin belli dönemlerinde seksi nasıl yaşadığımız konusunda bize ipucu verebilir. 

Bu ilişki biçimleri içinde bir eve misafir olarak giden kişinin evin kadını ile yemek ikram edilir gibi seks ikram edilmesi örneği de var. Evlenecek olan erkeğin güç kazanmak için köyün yaşlıların spermini yutması  örneği de. Yada köyün gençlerinin bir arada serbest şekilde cinsel ilişkiye girip bunu bir çeşit sosyalleşme olarak yaşamaları da. Yani avcı toplayıcı olarak yaşadığımız dönemlerde seks konusunda bugünden çok farklı olduğumuz konusunda bir tartışma yok. Büyük ihtimalle sahip olduğumuz yeteneklere bakacak olursak insanlar olarak seks için birbirimizle rekabet etmek yerine işbirliği yapmış olma ihtimalimiz daha yüksek. Seks için kavga ederek enerjimizi boşa harcamamayı tercih etmiş olmamız daha muhtemel gibi duruyor.

Kadınların durumu nedir? Neden alfa kadından bahsetmiyoruz? Belki de filler gibi grubu çekip çeviren kadınlardı. Belki de alfalık yarışında erkeklerin birbirine zarar verdiğini gören kadınlar duruma el koyup erkekleri uysallaştırmış olabilirler? Bu da bir ihtimal.

Asıl amacı unutmamak gerekiyor: hayatta kalmak ve soyumuzu devam ettirmek istiyoruz. Bir grubun sürekliliğini sağlayacak en makul çözüm ne ise onu yerine getirmiş olmalıyız. Hayatta kalmak için su ve gıdaya ihtiyacımız var; avcı hayvanlardan korunmalı ve yaşamayı zorlayıcı fiziki şartlardan kendimizi korumalıyız. Bunları yapabilmek için gereken her ne ise onu yapmış atalarımız.

İnsan olarak grup halinde yaşayan bir türüz. Hayatta kalabilmemiz için birlikte hareket etmek zorundayız. Avcılardan korunmak ve yiyecek bulabilmek için işbirliği yapmamız gerekiyor. Bu sebeple geliştirdiğimiz özellikler hep bu yönde işe yarayacak özellikler. Avcı toplayıcı hayat düzeninde hiyerarşiden çok işbirliği bizi hayatta tutacaktır. Belki grubun bazı konularda öne çıkan liderleri olabilir. Bazıları daha iyi avcılık yaparken, bazıları daha enerji verici bitkilerin nerede olduğunu bulma konusunda başarılı olabilir. Ama tek bir yönetici liderin etrafında toplanmış bir grup tarzını geliştirmediğimizi düşünüyorum. Yani bugün ataerkillik olarak adlandırdığımız şeyin insanlık tarihinin çok uzun dönemleri boyunca ortaya çıkmadığını düşünüyorum. Fakat bugün bu kadar yaygın olan bu durumun altyapısının da yine bu dönemde atılmış olması gerekir. Yani ataerkillik dediğimiz şeyin bir anda gökten zembille inmediği de kesin. Bir şeyler oldu ve insanlık olarak böyle hiyerarşik bir düzene geçtik.

Hamilelik ile seks arasında ilişki kurulması yani doğan bebeğin babasının belli olması sosyal düzenin değişiminde katkı sağlamış olmalı. 300-400 bin yıllık tarihimizde daha önce farkına varmadığımız bir şeylerin farkına varmak bir şeyleri değiştirmiş olmalı. Neticede matematikte bir denklem sorunsuz işlerken eğer denkleme yeni bir bilinmeyen eklenirse denklem işlemez hale gelir. O eklenen yeni bilinmeyenin sorun çıkarmaması için yeni bir denklem üretmek gerekir. iki bilinmeyenli bir denklemi çözmek için en az  iki farklı denklem gerekir. Seks ve babalığın keşfi acaba neleri, nasıl algıladığımız ne yönde değiştirdi? Bu bakış açısı şimdilik burada dursun.

Hamilelik ve Doğaüstü Güçler

Yazının başında bugün tüm dünyada yaygın olan ataerkil düzene neden ve nasıl geldiğimizi anlamaya çalıştığımı söylemiştim. Şu ana kadar kafamda hangi düşüncelerin olduğunu aktardım. Yani bugünkü düzene ulaşırken sahip olduğumuz miras hakkında küçük bir arka plan oluşturmaya çalıştım. Soyun devamını sağlayan bebeklerin ortaya çıkmasında erkeğin rolünün net olmadığının anlaşılması gerektiğini düşünüyorum. 

Kadın bebeği doğurarak onun sahibi olduğu ortada ama bu nasıl oluyor? Bebeğin nasıl ortaya çıktığına dair fikirleri neydi? Doğumla ilgili gözlemleri nelerdi?

Diğer hayvanlar da bebek doğurduğunu gözlemliyorlar. Topraktan çıkan bitkileri gözlemliyorlar. Yada bazen yumurtadan yeni canlı çıkıyor. Yani hayatının bir akış içinde olduğunu gördükleri kesin. Sürekli doğum ve ölümle iç içeler. Bütün bu gözlemlerden ne sonuç çıkarmış olabilirler?

Hamile kalmayı doğaüstü güçlere, ruhlara, tanrılara atfetmiş olma ihtimalleri var. Ya da belli bazı doğa olayları ile paralellik kurmuş da olabilirler. Yağmur yağdığında hamile kalınır gibi, ya da belli bir gıdayı tüketince, ya da bir doğa olayı gerçekleştiğinde. Bir şekilde kadının hamile kalmasının arkasında bir sebep bulmuş olmalılar. Neticede sadece insanlar hamile kalmıyordu. Diğer canlılar da hamile kalıyordu. Bir geyiğin hamile kalması ve bir süre sonra doğurmasının arkasındaki sebeple insanınınkinin aynı olduğunu düşündüklerini söylemek mümkün.

Doğum bir anda olan bir olay değil. Bir süreç. Kadının vücudunda bazı değişimler yaşanıyor. Kadın kendisinde olan bu değişimi gözlemliyor. Bazı yiyeceklerin midesini bulandırması, bazı yiyecekleri canının çekmesi, karnının büyümesi, adet kanamasının kesilmesi, duygusal değişim kısacası bir kadının hamile olması ile olmaması arasında bir çok farklar oluşuyor. Bu doğuma kadar olan süreçle bitmiyor. Doğum sırasında yaşanan ağrı, hatta bazen doğum sırasında bebeğin yada annenin ölmesi… Doğumdan sonra kadının yavrusunu emzirmesi. Özellikle ilk zamanlar bebeğin mutlak bir bakıma ihtiyacı var.

Peki ya doğan bebek ölünce ne oluyor? Bu kadar emek harcamış, acı çekmiş, kendinden ödünler vermiş kadının bebeği öldüğünde ne yaşıyor? Bugün bile geri kalmış toplumlarda bebek ölümlerinin ne kadar yaygın olduğunu biliyoruz acaba o dönemlerde bebek ölüm oranları neydi? Her doğan 10 bebeğin 4-5’i ölüyor olmalı. Belki de daha fazla. Yani bir kadın ömrü boyunca diyelim 10 kere hamile kalıyor. Doğan bebeklerin sadece yarısı yetişkin hale gelebiliyor. Bir anne için hiç de kolay bir durum değil. Bu konuyu özellikle vurgulamak istiyorum. Tarım devrimi öncesi yaşamın zor şartlarını görmemiz gerekiyor. Özellikle kadınlar için çok zor olmalı. Çünkü erkekler kadınlara göre daha bağımsız. Çünkü erkeklerin doğan bebeklerle olan ilişkisi kadınlar gibi değil. Gerçekci olmak gerekirse bir erkek kendisinin olmadığını bildiği bir bebeğe ilgi göstermeyebilir. Bu biraz duygusuz ve acımasız yaklaşım olabilir ama bebeklere erkeklerin ve kadınların aynı şekilde bakmadıklarını bugün bile gözlemleyebiliyoruz. Ataerkil toplum düzenin doğmuş olan bebeklerin neredeyse tamamı ile anneye bağlı olduklarını biliyoruz. Babalar sevgilerini bile göstermezler. Bunu kültürel olarak öyle öğrendiklerini söyleyerek savunurlar ama ortalama bir erkeğin içinde ortalama bir kadına göre bebeklere karşı daha az duygu hissettiklerini söylemek mümkün. Ki üstüne üstlük bugün doğmuş olan bebeğin babasının kesin olarak kendisi olduğunu biliyor olmasına rağmen durum böyle.

Hamile kalma sebebi bilinmiyor olabilir ama sebep ne olursa olsun doğan bebeğin tüm bakımı annenin üzerinde idi. 9 ay boyunca karnında taşıyan anneydi. Doğduktan sonra onu besleyen de anneydi. Yavru, kendi ayakları üzerinde yürüyene kadar onun tüm ihtiyaçlarını gideren de anneydi. Yani doğan bebek ile anne direkt bağlantı içindeydi. Peki gruptaki erkeklerin durumu neydi? Grup içinde doğan tüm bebeklerden sorumlu olduklarını düşünüyorum. Neticede bir grup sahip oldukları sağlıklı üye sayısı kadar güçlü olabilir. Yani doğmuş olan bebeklerin sağlıklı bir şekilde gruba katkı sağlamasını garanti altına almak için grubun erkeklerinin de sorumluluk hissettiklerini düşünüyorum. Belki erkekler bebekleri kişisel olarak sahiplenmiyorlardı ama genel olarak bebekleri değerli görüyor olmalılar.

Kadının Değeri

Kadının yaşam üretebilme potansiyelinin onları çok değerli kıldığını düşünüyorum. Bir çok mitolojide ana tanrıçanın doğurabilme özelliği vurgulanıyor. Toprağın ürün vermesi ile kadınların doğum yapması arasında bir ilişki kuruluyor. Mevsimlerin değişmesi ile kadınların doğurması arasında bir ilişki kuruluyor. 

Diğer hayvanların sıcak mevsimler başlamadan hemen önce doğum yapmaları konusu bizi onlardan ayıran bir durum. Bir çok hayvanın kızışma dönemlerinin hemen hemen yılın hep aynı döneminde olmasını insanlar olarak gözlemlemiş olmalıyız. İnsan diğer birçok canlıdan farklı olarak belli kızışma dönemleri yaşamıyor. Yani yılın her ayında cinsel olarak aktif bir türüz ve hamile kalmak için belli zaman dilimlerine ihtiyaç duymuyoruz. Kadının her an doğum yapabilmesi onun en büyük gücü ve aynı zamanda çeşitli riskleri de yanında taşıyor. Sıcak mevsimlerde doğum yapmakla karlı mevsimlerde doğum yapmak arasında çok büyük farklar olmalı.

Bebek sahibi olmak ve onun bakımını üstlenmek ekstra enerji gerektiriyor. Hamilelik evresinde ve emzirme döneminde kadın diğer grup üyelerinden daha verimsiz hale geliyor. Bir bebeğin sürekli bakımı ile uğraşmak bir kadınının hayatını da riske atıyor. Alması gereken enerji doğal olarak artıyor. Beslenmesine daha dikkat etmesi gerekiyor ama bir yardımcı olmaksızın da hem kendisinin hem de taşıdığı, büyüttüğü bebeğin hayatta kalması zor gözüküyor. Kadının bebek sahibi olması ve bebeklerin bakımını üstleniyor olmasının, grup içine doğan bebeğin tek sahibinin kadın olmasının anlamı nedir?

Tersine Mühendislik

Bundan 30-40 bin yıl önceki sosyal düzenimizin ne olduğunu bilmiyoruz.  O anki şartların gerektirdiği şeyler her ne idi ise onlarla baş edebilmek için bir çok çözüm üretmiş olmalıyız. Bu çözümlerin bir çoğunu bugün de kullanıyor olma ihtimalimiz çok yüksek. Bugünkü sosyal düzenimize bir şekilde ulaştık. Bugün elimizde olan veriyi kullanıp tersine mühendislikle evrim geçirmiş bu yapının önceki halini kestirmeye çalışıyoruz. Yani bugün ataerkil düzene sahipsek bunun izlerini geçmişe doğru götürmemiz gerekiyor. 

Bir noktada kadınların erkeklerin tahakkümü altına girmiş olmasının kapısı açılmış olmalı. Bu noktada ben bu dönüşümün annelik ve babalık kurumlarının ortaya çıkmasına bağlıyorum. 

30 bin yıl önceki sosyal hayatı hayal edelim, erkekler ve kadınlardan oluşan karma bir grubumuz var. Sabah uyanıyoruz karnımızı doyuruyoruz, günlük aktivitelerimiz her ne ise yerine getiriyoruz. Grup güvenli bir yerde dinlenirken aramızdan bazıları sevişiyor. Grup içinde bazı kadınlar bazı erkekleri tercih ediyor olabilir ama bir şekilde kimin kiminle sevişeceğinin bir kuralı yada düzeni olduğunu düşünmek için elimizde bir sebep yok. Alfa erkek belki tercih ediliyor olabilir. Bugün de daha karizmatik olan erkekler daha çekici olan kadınlar seks için ilk tercih olarak görülüyor. 

 

Buraya sürekli tartışılan eşcinsellik konusu hakkındaki fikrimi bir not olarak eklemek istiyorum. Eşcinsellikle alfa erkekli gruplar arasında bağlantı olabileceğini düşünüyorum. Çünkü küçük gruplarda zaten seks yapma imkanının az olduğu bir durumda eğer alfa erkek gruptaki kadınlarla seks yapma ayrıcalığına sahipse diğer erkekler ne yapacak? Ya gizli gizli kadınları ayartacaklar ki kesinlikle olmuştur yada bir erkek bir başka erkekle seks yapacak. 

Toplamda sürekli seks yapma gücüne sahip 5-10 kadın ve 5-10 erkeğin yaşadığı çok küçük gruplardan bahsediyoruz. Dolayısı ile zaten bir süre sonra kaçınılmaz olarak her çeşit kombinasyon yaşanmış olacaktır. Seks yapmak için belki toplumsal kurallar bugünkü gibi işlemiyordu ama bir şekilde iklim, gıda miktarı, avcı riski, doğa olayları, sakatlıklar, hastalıklar seks işinin kimlerle, ne zaman, nasıl yapılacağını belirlemiş olmalı.

Bu dönemde insanların hareketli olduğunu aklımızdan çıkarmamalıyız. Yerleşik bir düzenin olmaması bebek bakımını çok zorluyor olmalı. Yani kadının hayatı hiç de kolay değil. Bir yandan yeni bir hayat yaratabilme potansiyeline sahip olduğu için çok değerli ama bir yandan da üstündeki yük erkeklere oranla çok fazla. Erkekler doğan her bebeğin hayatta kalabilmesi için doğal bir sorumluluk duygusu ile hareket ediyor olmalılar. Doğan herhangi bir bebeğin kendi bebeği olduğu bilinci olmadığından eğer bebeğin sağlığı ve hayatta kalması bir erkek için mesele ise bunun sebebi grubun hayatta kalması olabilir. 

Grup içinde aynı anneye sahip olanlar birbirini biliyor. Yani o iki kişinin kardeş oldukları da aynen annenin kim olduğu kadar gerçek. Bir kadın 5 yaşında bir erkek ile 2 yaşında bir kızın annesi olduğunda bu iki çocuğun birbirleriyle kardeş oldukları kesin. Ayrıca bu iki çocuk, yetişkin olduklarında birbirlerin kardeşi olduklarını bilerek yaşamlarını devam ettiriyorlar. Yani kız olan bir bebek sahibi olduğunda o bebeğin aslında abisinin yeğeni olduğu bilgisine sahipler. Hatta belki eğer ensest tabusu henüz ortaya çıkmamış durumdaysa iki kardeş de seks yapmış olabilir. Dolayısı ile eğer bir kadın abisi ile seks yapmışsa doğan bebeğin babasının abisi olduğunu bilmeden bunu yapmış olduğunu düşünebiliriz. Bugün anladığımız anlamda bir akrabalık ilişkileri olup olmadığını bilemiyoruz. Neticede bu 50 kişilik gruplarda her bir birey bir diğeri ile kan bağı olan kişiler olacak. 

35-40 yaşına kadar yaşamış olan bir kadın belki hayatı boyunca 6-7 hayatta kalabilen çocuk doğuracak. Hayatının çok büyük bir kısmını o bebeklerin büyümesine adayacak. Bu şekilde yaşamak bir çeşit sosyal düzenin oluşmasına yol açacak. Hangi kadının kiminle seks yaptığının önemi olmadığı bir hayat tarzından bahsediyoruz. Önemli olan tek şey doğan bebeklerin hayatta kalması. Bolluk içinde yaşamanın arayışı ve her gün yemek bulmak için uğraşmakla geçen bir hayat. Çok riskli bir yaşama biçimi. Sürekli bir su kaynağına yürüme mesafesinde olma gerekliliği ve yiyecek bulma derdi. Bu hayat içinde her zaman güneş, ısı, bahar yok. Bazı dönemlerde toplayacak bitki bulmak hemen hemen imkansız hale geliyor. Bazı dönemlerde avlanacak hayvan bulmak çok zor olmalı. Yani karnını doyurabilmek çok büyük bir dert.  Tüm bu zorluklar içinde bir de bebek büyütmek gerçekten çok zor olmalı.

Ataerkilliğin Tarihsel İzleri

Bebeğin en önemli sorumlusu annedir. Belki grup içindeki diğer erkek ve kadınlar bebeğin büyütülmesinde yardımcı olabilirler ama neticede esas sorumluluk anne üzerinde olacaktır. Hem kendisinin hem de bebeğinin hayatta kalması için kendisini ve bebeğini doyurabilecek, kendilerini düşmanlardan koruyabilecek güçlü erkeklerin varlığına ihtiyaç duyacaktır. Bu durumun ilerde ataerkil düzenin ortaya çıkmasında bir arkaplan oluşturduğunu düşünüyorum. Kadının hayatta kalabilmek için bir başkasına ihtiyaç duyması ödünler vermesine yol açmış olabilir. Günümüzde ataerkilliğin bu kadar yaygın olmasının arkasında yüzbinlerce yıl boyunca yaşanmış olan bir bağımlılık ilişkisinin izlerini görmemiz gerektiğini düşünüyorum.

Kadın için bir sorun vardı. Bir erkeği kendisine ve çocuğuna bakması için ikna etmesinin bir yolu yoktu. Herhangi bir erkeğin özel olarak bir kadına ve çocuğuna bakması için bir sebep yoktu. Bu dönemdeki hayat şartlarını çok iyi görmek gerekiyor. Unutmamamız gerekiyor ki seksle hamilelik arasında bir ilişki kurulmadığını düşünerek bu senaryoyu yazıyorum. Yani doğan bebeğin babasının belli olmadığı bir durumdan bahsediyoruz. Erkeklerin tüm grubun sağlığı için, tüm grup için yemek bulduklarını farzediyoruz. Tabi ki böyle olmak zorunda değil ama bugün tüm dünyada ataerkilliğin bu kadar yaygın olmasının arkasında bir sebep olmalı. Yani kadınların bu ikinci sınıf olmayı kabul etmelerinin arkasında bir şeyler olmalı ki bu sağduyuya aykırı gibi gelen durumun anlaşılabilir olmasını sağlayalım. 

Daha yerleşik düzene geçmeden, henüz hamilelikle seks arasında bağlantı kurulmadan bile ataerkilliğin öncülleri olan ilişkiler başlamış olmalı. Yani bir anda bir kılıç darbesi ile kesilmiş gibi bir sosyal düzenlerde kesilme olamaz. Bir şekilde yumuşak bir geçişle bu düzen kurulmuş olmalı. Bu sayede Antik Yunana gelindiğinde kadınların insan yerine bile konulmadığı hale dönüşmüş olmasını anlayabiliyoruz. Bu sayede dinlerde kadınların ikinci sınıf olmalarının arkasındaki itici gücü anlayabiliyoruz. Yani bugün norm haline gelen sosyal ilişkilerin kökenini bu 300 bin yıllık süreçte görmemiz gerekiyor. 

Tarım devrimi, hayvanların evcilleştirilmesi, hamilelik ve seks ilişkisi ve arkasından doğan bebeğin babasının keşfi tüm bu ataerkilliğe gidilen yolda tuz biber vazifesi görmüş olmalı. Mülkiyetin keşfi, mal sahibi olmak, sahip olunan malların çocuklara miras bırakılması gibi konular erkeklerin bebek sahibi olma ve bu bebekleri korumaları için yollar bulmalarına yol açmış. Erkeğin tüm bu oluşan yeni düzende patron haline gelmesi kadını ikincillşetirmeye yol açmış.  

Kadının Bebek Bakımına Destek mi Köstek mi?

En başta tüm grubun iyiliği için yapılan ortak çalışma, işbirliği, doğan bebeklerin hayatta kalması için yapılan mücadele biçim değiştirmiş. Artık grubun iyiliği için değil kendi ailesinin iyiliği için çabalayan erkekler ortaya çıkmaya başlamış. Kadının bu işten karı ve zararı nedir? 

Belki artık babasının belli olması anne için bir kolaylık getirmiş olabilir diye düşünebiliriz.  Daha önce kendisi ve bebeği için tüm erkeklerden yardım beklerken şimdi bebeğin sahibi olan kişiden yardım görmesi yetecek gibi gözükse de bu uygulamada kadının zararına olmuş. Önceden tüm erkekler tüm bebeklerin hayatta kalması için çabalarken şimdi bir erkek sadece kendi bebeği hayatta kalması için çalışmaya başlamış. Bu da erkeğin kadını ve bebeği sahiplenmesine yol açmış. Kadın pozisyon değişikliğine maruz kalmış. Önceden tüm grubun ortak sahip çıktığı kadınken şimdi sadece bir erkeğin sahip çıktığı kadın durumuna gelmiş. Kadının bir mal gibi alınıp satılmasının arkasında bu sahiplik durumu var. Bebeğin bakımı uğruna kadın kendisini bir mal gibi alınıp satılırken buluyor. Hatta öyle ki insan yerine bile konulmuyor. Bir süre sonra sadece tek görevi çocuk doğurmak ve yaşama amacı erkeğin hizmetçisi olmak haline dönüşmüş. 

Sonuç

Bu yazıda bugün tüm dünyada çok yaygın olan ataerkil düzenin evrimsel kökenlerini anlamak üzere bir beyin jimnastiği yaptım. İnsanlığın bugün geldiği noktaya 300-400 bin yıllık dönemde edindiğimiz özellikleri kullanarak geldiğini düşünüyorum. Bugün ataerkil bir düzen içinde isek bunu sadece tarım devrimine bağlayamayız. Tarım devrimine kadar gelen süreçte insanı insan yapan bir çok özellik bizlerin kodlarına sinmişti. Bir anda yaşama biçimimiz değişti ve kadınlar bir anda erkeklerin tahakkümünü kabul etti diyemeyiz, dememeliyiz. 

Bugün erkeklerin de kadınların da sahip olduğu iyi ve kötü birçok özellikler var. Bunları olduğu gibi görüp, doğru yada yanlış demeden, ön yargısız bir şekilde ele almamız gerektiğini düşünüyorum. Sahip olduğumuz şeylere durup dururken sahip olmadık. En kötü özelliklerimizin bile arkasında evrimsel olarak geliştirdiğimiz adaptasyonlar var. Eğer bir insanda bir şey varsa, bir toplumda bir şey varsa bu bir şekilde geçmişte hayatta kalmamızı ve soyumuzu devam ettirmemize yardımcı olduğu için var. 

Bebek sahibi olmak insan türünün gelişiminde çok büyük bir etkiye sahip. Soyumuzu devam ettirmek için verdiğimiz ödünler arasında kadınların sömürülmesi de var gibi duruyor.


Comentarios


bottom of page