7edisinde Ne İse 7etmişinde O musun?

Saçma bir başlık oldu ama şunu demeye çalışıyorum. İnsan değişebilir mi? Kendini tanı, tanı, tanı deyip duruyoruz da bu doğru mu? Yani insan gerçekten kendini tanırsa değişebilir mi? Neden çevremizde bu konu ile ilgili çok fazla başarı hikayesi yok. Ortada bir sahtekarlık mı var?





İnsanların çoğu kendisinden, yaşadığı hayattan memnun değil. Piyasada çok fazla kişisel gelişim kitabı var. Çok büyük bir talep var bu konulara. Bir yerde bir sorun olduğu kesin ama sanki cevap kesin değil gibi, neden? İşin gerçeği, atalarımız çok doğru söylemiş. Bir insan 7 sinde ne ise 70 inde de o. Yada ağaç yaşken eğilir de denilebilir. Bunlar çok doğru sözler. Peki, o zaman biz neyi değiştirmeye çalışıyoruz? Ya da neyi doğru yapamıyoruz da bir şekilde idealimizdeki insana kavuşamıyoruz?


Charles Dickens'ın Büyük Umutlar kitabı var. Tavsiye ederim. Bazı yerleri fazla uzun ve sıkıcı olsa da toplam da okumaya değer bir kitap. Yazarın espirili dilini yakalayabilirseniz çoğu yerde komik bir kitap. Kitapta Estella adında güzel bir genç kız var ve bir gün onu evlat edinen yaşlı bir kadınla tartışıyorlar. Çok fazla spoiler verip okumayı düşünenlerin merakını kaçırmayacağım. Bu tartışmanın ana fikrini söyleyeceğim.


Estella üvey annesine kızar, şu örneği verir bir yerde. Yıllarca bir çocuğu, bir eve kapatıp, gün yüzü görmesini engellersen o çocuk büyüdüğünde, "hadi şimdi çık dışarı" dersen çıkabilir mi? Hiç gün ışığı görmemiş çocuğa "hadi şimdi sev o ışığı" denilebilir mi? Bu sözler dün bir arkadaşımla yaptığım sohbetle birleşince bugün ki yazıyı yazmam için tetikleyici oldu. Arkadaşıma kendini tanırsan değişirsin dediğim de "yoo hiç de öyle bir şey yok. Ben kendimi tanımak için çok uğraştım, tanıdım da ama değişmedim" dedi. Onun doğru söylediğini kabul etmek zorundayım. Yani kendisini tanıdığını söylüyorsa doğrudur demeliyim. Kendini kandırıyorsun, aslında sen kendini tanıyamadın demenin gereği yok. O öyle diyor.


Bu iki veriyi birleştirmeden önce Estella karakterinin ne anlatmak istediğini yada benim ne anladığımı yazayım. Kız yıllarca belli bir şeye inanması için yetiştirilmişti ve sonra ona "bildiğini unut, şimdi böyle yap" deniyordu o da kendini savunmak için "yıllarca bana bunu bu şekilde öğrettin şimdi benden nasıl tersini yapmamı beklersin" diyordu. Yani bir insan çocukluğundan beri bir şeylerin doğru olduğunu öğrenerek büyümüşse yetişkin olduğunda doğru bildiği o şeyden vazgeçer mi? Bizim kendini tanımak dediğimiz şey de bu değil mi? Yani sen şimdiye kadar şunu doğru olarak gördün demek değil mi kendini tanımak. Keşke yazması, söylemesi kadar kolay olsa ama değil. (Güzel bir noktaya geldik umarım çok dağıtmadan devam edebilirim.)


Kendini tanıma dediğimiz konu çocukken başımıza gelen şeyleri net bir şekilde görmekle başlıyor. Önce yaşadığımız şeyleri net bir şekilde görmemiz gerekiyor. İlk olarak ana-babamızın bizi nasıl olumsuz etkilediğini görmek. Bizi nasıl sevmediklerini, ilgilenmediklerini, korumadıklarını, sahip çıkmadıklarını vs... Bu ilk aşama: önce başımıza ne geldiğini görüyoruz; sonra bu yaşanılan şeylerin bizi nasıl etkilediğini anlıyoruz. Nedir? Kendine güvenmeme, yaşamdan korkma, kaygılar içinde yüzme, kendini yalnız hissetme, sorumluluklarını bilememe, kendini değersiz hissetme vs... İkinci aşamada kendimizi tanımak için adımlarımızı atmaya başlıyoruz. Burada en önemli nokta ne eksik ne fazla kendini olduğu gibi görmek. Teorik olarak bu aşamaya gelince değişim de başlamalı. Peki başlıyor mu? Yada neden başlamıyor? Yada başlıyor da biz mi fark etmiyoruz. Yada başlıyor ama çok mu yavaş ilerliyor?


Estella gibi olayı berrak bir şekilde görebilsek, adını koyabilsek her şey daha kolay olacak. Yıllarca insanların sana zarar vereceğini düşünerek büyümüşsen nasıl olacak da bir anda insanların sana zarar vermeyeceğini düşünebilirsin ki aslında bazen insanlar gerçekten sana zarar verirken. Bunun bir anda olmayacağı gün gibi ortada ama asıl meseleyi görebildiniz mi? Hem insanların sana zarar vermesinden korkuyorsun bu yüzden toplum içinde kendini ortaya koyamıyorsun ve evet gerçekten de insanların sana zarar verme ihtimalleri var. O zaman ilk baştaki tespit yani ben insanların bana zarar vermesinden korkuyorum tespiti eksik.


Asıl sorun şu. İnsanların bana zarar vermesinden korktuğum için yıllarca kendimi onlardan uzak tutarak korumaya çalıştım, bu yüzden onlarla nasıl baş edeceğimi öğrenemedim, bu yüzden de onlardan zarar görmemek için kaçmaya devam ediyorum. Bu tespit doğru mu? En azından daha net. Daha çözümsel.


Yılarca bir evde kapanıp gün ışığının kötü olduğunu bilerek büyütülmek ve sonra büyüyünce "çık dışarı oyna" demek tabi ki çocuk için başa çıkılamayacak bir problem oluyor. Doğrusu nedir? Yada yapılması gereken nedir? İlk etapda gün ışığının sana zarar vermeyeceğine emin olacaksın, algını değiştireceksin. Bu başlangıç. Bizim kendin tanıma dediğimiz şey bu. Önce ne yaşadığını, ne olduğunu net bir şekilde göreceksin. Yıllarca gün ışığının sana zararlı olduğu öğretilmişse sen bunun yanlış olduğunu öğrenmişsen ikinci adıma geçeceksin. İlk önce ürkek adımlar atman doğal, yılların alışkanlığı var ve ayrıca sen de gereken yetenekler (donanımlar) mevcut değil. Temkinli olmak da fayda var. Mesela, yıllarca kapalı ortamda kaldığın için cildin güneşe hazır değil. Yanabilirsin, önce krem sürerek çıkmakta fayda var. Belki ilk zamanlar evininin 5-10 m. uzağına kadar gitmen yeterli sonra yavaş yavaş menzilini artırman doğal. İlla ki bir gün gelecek sen de diğer insanlar gibi sokakta kendine güvenli bir şekilde gezeceksin.


Böyle somut örnekler verince her şey daha kolay. İş, yaşama, kendini tanımaya, neyi bilip neyi bilmediğine gelince karışıyor. İlk adımı doğru atmak gerekiyor. Ağacın yaşken eğildiğini biliyoruz. Yapmamız gereken ağacı düzeltmek. Bunun ne kadar zor olduğu ortada. Herkes kendi yöntemini kendisi geliştirmek zorunda. Az gelişmiş insanlarda şöyle bir problem var. (Bunu yaşayarak öğrendim.) Zaten eksik yönleri olan insanlarız, zaten başkalarına muhtaç olarak büyümüş insanlarız, zaten tembel, sorumluluk almaktan kaçan insanlarız. Hadi acımasızca, kendimizi kandırmadan, korkmadan bu acı gerçeklerle yüzleşebildik diyelim. Tezatı görüyor musunuz? Yıllarca o kadar tembelliğe alışmış adamın bir anda çalışkan olması ne kadar güç. Yıllarca yaşama sorumluluğunu başkasına atmış insanın kendi ayaklarının üstünde durması ne kadar güç.


Karakter zayıflığı genelde bir paket halinde geliyor. Genetik kodlarımıza göre, maruz kaldığımız kötü ana-babanın cehaletine göre üç aşağı beş yukarı benzer eksikliklerle büyüyoruz. Farklı savunma mekanizmaları devreye giriyor ve biz de farklı sonuçlara yol açıyor. Ama yalnızlıkla baş edemeyen kişilerin bazısı bu boşluğu alkolle dolduruyor, bazısı alışveriş bağımlılığı ile, bazısı kendini işine adayarak vs. Temel problem yalnızlıkla baş edememek: sonuçları farklı olabilir. Fark etmez. Yalnızlıkla baş edemeyen sadece bu özelliğe sahip olmuyor ki, yanında özgüven eksikliği de oluyor, korkular da oluyor, tembellik de oluyor, kızgınlık da oluyor. Yani bir paket halinde oluyor. Bütün bu paketi görüp, anlayıp ona göre hareket etmek gerekiyor.


İlk soruya tekrar dönelim. Bir insan yedisinde ne ise yetmişinde de o mudur? Herhangi bilimsel bir çalışma var mı bilmiyorum tek yapabildiğim kişisel gözlemlerim. Ve gözlemlerim bu sözün doğru olduğu yönünde. İstatiksel olarak belki anlamı olmayacaktır ama kendisini değiştirebilenlerin oranının %1'in çok altında olduğunu düşünüyorum. Zaten insanların %90'ının bu yola hiç girmediğini düşünüyorum. Yani değişim için çaba harcamadıkjlarını düşünüyorum. Çaba harcayanların da %90'ı konuyu yanlış değerlendirdiğinden, zekası yetmediğinden vs daha yolun başında vaz geçiyorlar. Doğru adımları atan geriye kalan %10'un ne kadarı bu işte başarılı oluyor mesele bu.


100 kişiyle başlayan serüven önce 10'a sonra 1'e inmişti. Bu bir kişinin kaçı başarılı olur derseniz hadi en iyimser tahminle yarısı diyelim. Yani insanların sadece 200 de 1'i yedisinde ne ise yetmişinde de o dur cümlesine tezat oluşturuyor. Bu sayı çok düşük değil mi? Kalabalık güruh içinde yok olmuyorlar mı? Daha önce de yazmıştım. Kendini değiştirmek, geliştirmek, olgun bir insan olmakla bitmiyor. Sen değiştikçe yalnızlaşıyorsun. Sağlıklı bir şekilde değişirsen bu yalnızlık sorun değil ama üzülüyorsun da. Senin gibi insanlar olsun istiyorsun çevrende ama olmuyor. O iki yüz kişiden birisi ile tanışmak istiyorsun, olmuyor. Bir de bu yolda ilerledikçe daha sarraflaşıyorsun ve çevrendeki gelişmemiş insanları daha iyi tartabiliyorsun. İlk etapta onlara bir şeyler göstermek istiyorsun ama dirençle karşılaşıyorsun. Çünkü bu insanların çoğu bahsettiğim ilk %90'lık grup içinde olanlardan. Bazen denk geliyorsun bu konuda eğilimi olduğunu zannettiğin birilerini görüyorsun. Onlar da dediğim ikinci %90'lık grupda oluyorlar ya zekaları yetmiyor yada konuya doğru yönden yaklaşamıyorlar.


Bu satırları okuyan arkadaşım. Son sözüm şu: evet insan değişime karşı çok dirençli bir canlı. Değişim hem zor hem de çok uzun süren bir süreç. 10-15 yıllık çocukluk döneminin acısı 20-25 yılda ancak çıkıyor. Gerçi bence bu yola girmek yapılacak en anlamlı iş. Belki benim kadar uzun sürmez sizin işiniz. Belki genetik kodlarınızda yatan güç sizi daha yetenekli kılmıştır ve kısa sürede halledersiniz sorunlarınızı. Yedindeki seni ancak senin çabaların değiştirecek. Ağacın yaşken eğildiği gerçeği senin bir mühendislik harikası icat tekrar doğrultamayacağın anlamına gelmiyor. Zor ama yapılamaz değil.


Doğrudur ağaç yaşken eğilir ama sabırla doğru şeyler yapıldığı takdirde değişim de mümkündür.
Ağaç Yaşken Eğilir Ama...

#Ağaç #tembellik #sorumluluk #değişim #çaba #yetenek #korku #özgüven #zeka #zaman #sabır