Çocuk, Çocukluk. Çocukluk Sosyolojisi

Bu yazı benim için hem zor hem de kolay olacak. Kolay olacak çünkü çocukla, çocuklukla, çocukluğumla ilgili çok düşündüm, çok kafa yordum. Yani bir parça ön hazırlığım var. Zor olacak çünkü o kadar çok boyutlu ve karmaşık bir konu ki.


Neden bu yazıyı yazıyorum? Çocukluk Sosyolojisi dersinin 2. ünitesini okudum ve daha önce duymadığım, bilmediğim şeyleri fark ettirdi. Bildiğim şeyleri ise burada yazılanlar doğrultusunda yeniden düşünmeme yol açtı. Çocukluk sosyolojisi, çocukluğun tarihi, çocuğun, çocukluğun ne demek olduğu ile ilgili bilmediğim şeyler varmış, öğrenmiş oldum.


Çocuğa bugün nasıl bakıldığına dair bilgim var, deneyimim var, sezgilerim var. Belki eksik, belki yanlış ama var. Geçmişe dönük olarak ise belki çok eskileri değil ama kendi anne, babamın ve köylerindeki kuşakdaşlarının ve büyükanne ve dedelerimin ve nesildaşlarının deneyimlerini biliyorum. Bilgim sadece 1900 lerin ilk çeyreği ve Türkiye'nin iç anadolu kırsalı ile sınırlı. Dolayısı ile bu konu kişisel deneyimle hallolabilecek bir konu değil. Çocuğun ne olduğu, çocukluğun tarihi ile bilgi olmadan bugünle kıyaslamak mümkün değil.


Konunun hem tarihsel hem de coğrafi boyutu var. Çok uzun bir süreç. Çocuğa çok değer vermediğimiz ortada. Aslına bakacak olursak tarih boyunca sıradan insan da bugünkü bakış açımızla değerli değildi ki. Sıradan insan çocuğuyla, kadınıyla, erkeği ile hayatta kalma mücadelesi veriyordu. Sanki çocuk değersizdi de kadın çok mu değerliydi. Ataerkil bir toplum düzeninde olmamıza rağmen her ne kadar söz hakkı erkeklerinmiş gibi gözükse de bugünün standartları ile “sokaktaki” erkeğin bile çok değeri yoktu.


Kendi koşulları içinde kendilerini nasıl algılıyorlardı? Aslında bugün biz kendimizi nasıl algılıyorsak o gün onlar da kendilerini öyle algılıyorlardı. Bundan 300-400 yıl sonra 2000 li yıllara bakan insanlar bugünleri, bugünün çocuklarını, kadınlarını, erkeklerini nasıl değerlendirecekler? Kendi standartlarına göre “o zamanlar insanların hayatları çok kötüymüş” demeleri ihtimali çok yüksek. Kısacası her toplum kendi döneminin şartları altında değerlendirilmeli.


Her bir birey bir mirasla hayatına devam ediyor. Her yetişkin bir zamanlar çocuktu, ve her yetişkinin bir zaman bir çocuğu oluyor. Kendi geçmişinin mirasını çocuklarına aktarıyor. Bir ağacın dallar gibiyiz. Her dal bir ailenin geçmişini temsil ediyor. Bazı dallar çok güçlü, sağlıklı iken bazı dallar zayıf, hastalıklı. Hasbelkader bizim mensup olduğumuz dal sağlıklı da olabiliyor, hasta da olabiliyor. Gerçekten tam bir piyango. Bazılarımız bu dalın ucundayız. bazılarımız ise kendimizden dal üretmiş durumdayız. Yani bu metaforu daha uzatmayayım. Bazılarımızın çocuğu var ve bu çocuklar aracılığı ile ağacımız gelişmeye devam edecek.


Çocuk nedir, kimdir, çocukluk nedir gibi sorular hangi aile içinde doğduğumuza göre değişiyor. Çocuğun tüm dünyada aynı kelimelerle sosyolojik olarak tanımlanabilmesinin mümkün olmadığını düşünüyorum. Çocuğun psikolojik ve fizyolojik olarak bir sınırı çizilebilir. Genel bir fizyolojik ve psikolojik gelişim çizgisi olabilir ama sosyolojik olarak bunu söylememiz mümkün değil. Çünkü her birimiz kendine has ailelerde dünyaya geliyoruz. Sahip olduğumuz genetik yapımız ve içine doğduğumuz aile bizim nasıl bir sosyalleşme yaşayacağımızı da belirliyor.


Bu sebeple yapısal işlevselci bir yaklaşımın çocukluk sosyolojisinde işlemesi çok güç. Çok kendine has bir ortamı var çocuğun. Her çocuk kendi ortamında değerlendirilmeli.


Ünite sonun "Human" Belgeselinden ait birkaç alıntı yapılmış. Belgeseli izlediğimde etkilendiğim bir konuşmayı almışlar. Bütün çocukluğu boyunca dayak yiyen bir adam konuşuyor. Babası döverken seni sevdiğim için dövüyorum diyor ve çocukta sakat bir sevgi anlayışı doğmasına yol açıyor. Zaten çocuk da ilerde bir suçlu oluyor. Ağaç metaforuna göre hasta bir dalın mensubu olan bu çocuğun sağlıklı olması da beklenemezdi. Bu sadece bir örnek. Her birimizin kendine has hikayeleri var. Her birimiz mensubu olduğumuz ailelerin ürünleriyiz. Dolayısı ile aslında çocukluk sosyolojisi demek bir parça da anne/baba sosyolojisi de demek. Bir parça aile sosyolojisi demek. Çocukluğun tarihi asında bir parça ailenin tarihi demek. Ve her birimizin tarihi çok kişisel.


Geçmişe bakıp bir anın fotoğrafını çekebiliyoruz ama o fotoğraf sadece o anın kaydı. Aynen günümüzde paylaşılan instagram fotoları gibi. O an için çok harika bir kare. Bir dakika öncesinde veya bir dakika sonrasında ne olduğunu fotoğrafa bakanlar bilemiyor.


Birkaç yağlı boya tabloya bakıp geçmişte çocuklar yetişkinlerin bir kopyası olarak algılanıyorlarmış demek kadar yüzeysel bir yorum olamaz. Neden bunları yazıyorum? Çünkü ünitenin başında ve 1. ünitede de bu bilgi veriliyor. Neymiş, ortaçağda çocuklar minyatür resim yetişkin gibi resmediliyormuş. Bu görsele dayanarak yorum yapma çok zayıf kalıyor.


Ünite ile ilgili birkaç yorum daha yazıp bu bu yazımı sonlandırmak istiyorum. Doç. Dr. Ayça Demir yazmış üniteyi. Çok uzun cümleler, anlaşılması zor bir dil ama çok da dolu bir yandan. Öğretici bir metin. Sosyoloji tarihini çocuk özelinde özetleyen bir metin. Yorularak ama keyifle okudum.


Çok yazmak istedim. Kayda geçsin istedim. Belki biraz daha zaman ayırsam daha derli toplu bir yazı olurdu ama istim üstünde hareket etmek istedim. Çocukluk sosyolojisi elimde olmadan kendisine çekiyor beni. Şu ana kadar aldığım dersler arasında en keyif aldığım diyebilirim.


İnsanlar bir ağacın dallarının serpildiği gibi dallanıp budaklanırlar. Eğer sağlıklı bir dala mensupsa sağlıklı bir şekilde büyürler.
Her İnsan Bir Ağaç Dalı Gibidir